YİNE KEBAP

 Geçtiğimiz hafta sonu, daha önceki yazımda belirttiğim tıkınmaya gittiğimiz kebapçılardan ayrı olarak bu sefer servisiyle, kebabıyla daha özenli diye bildiğimiz lüks restoranlardan birine gittik. Kapıdan başlayan özensiz ve sahte gülümsemeyle karşılama törenini geçtikten sonra çekirdek ailemizin oturabileceği bir yer gösterdiler. Oraya da oturduk. Derhal başımızda bitiveren garsonla siparişimizi verdik. Garsonla diyorum çünkü kendisinin ufak çaplı müdahaleleri sayesinde biraz ondan biraz bizden ortaya karışık bir söyledik. İçecek siparişimizi de verdikten sonra başladık aile içi sohbete. Biraz sonra salata ve diğer ikramlar gelmeye başladı. Ufak ufak çatal ucuyla bir yandan tadıp bir yandan sohbet etmeye devam ediyoruz. Ancak bu arada sürekli arada bir kol bir gövde sohbetimizi kesmeye devam ediyordu. Bir süre sonra sıcaklar da geldi. Artık tamamıyla biz bize kaldık diye düşünürken bu seferde biten boşalan tabak, bardak gibi şeyleri toplama, doldurma telaşıyla biraz önceki kol ve gövdeler yemeği kesmeye devam etti. Arık bir dayanamayarak garson arkadaşlardan rica ettim bizden bir talep gelmedikçe masaya gelmemelerini söyledim. Asık suratıyla uzaklaştı.  Daha sonra başka bir tanesi geldi ona da aynı ricada bulundum. Rica ettiklerim suratları düşerek uzaktan masayı kesmeye başladılar. Neyse sofra keyfimizi az çok yaşamaya çalıştık. Masanın toplanabileceğini söyledikten sonra yüzleri tekrar gülmeye başlayan garsonlara tatlı siparişimizi de verdik. Tatlımızı ve meyvemizi de yedikten sonra hesabı isteyip kalktık. Yine sahte gülümseme ve iyi akşamlarla arabamızı getiren valeye de  bahşişimizi verdikten sonra evin yolunu tuttuk.
        
Eve giderken güzel olan şeylerin nasıl bozulduğunu ve sahteleştiğini düşündükçe içim acıdı. 

Örnek vermek gerekirse yemekte gelen pastırma aromalı humus eskiden gerçekten pastırmalı yapılıyordu Veya garson sizin masanızın yanında bir kademe üstteki masaya "Abla sizi oraya oturttum orası daha serin olur" demesi (Adana'yı yaşayanlar bilirler serinliğin ne anlama geldiğini). 

Ne diyelim daha lezzetli ve daha özenli bir yer bulma umuduyla devam edecek bizim kebap serüvenimiz.






2012 Yaz Tatili

Bu yıl da her zaman olduğu gibi tatil planlarımız son ana kaldı. Eşimin izin programı daha önce netleşmedi. Bu nedenle biraz daha pahalı olarak tatil satın almak zorunda kaldık.

Her tatil döneminde olduğu gibi, yaklaşık 8 yıl öncesinde İstanbul'da tavsiyelerinden memnun kaldığımız Jolly Turun Adana ofislerinden birine gittik sağolsunlar derdimizi anlattık ilgilendiler ve ailevi beklentilerimize uygun tatil yerleri tavsiye ettiler. Ancak tavsiye ettikleri yerlerin çoğunda son aramalarda (teyit için) otellerin dolu olduğu bilgisini aldıkça ümitlerimiz ve heyecanımız azalmaya başladı. Son olarak artık size uygun elimizde Club Nena Tatil Köyü var dediler. Otel bilgisini verdiler şartlarınıza uygun dediler. Telefonla da teyitleştikten sonra kafamızda oldukça şüpheyle ayrıldık. Evimize geldik.

Tabi derhal internetin başına geçtik. Daha önce kalanların deneyimlerini okumaya başladık. Açıkçası ilk okuduklarımız bütün enerjimizi düşürdü. Çok fazla şikayet vardı. Ertesi gün iptal ettirmeyi bile düşündük. Ancak eşim gidelim deneyelim bu saatten sonra daha iyi birşey bulamayız dedi.

Yola çıktık çocuklar heyecanlı biz endişeli. Otele ulaştık. Elimizde Jolly Tur daki arkadaşların verdikleri kağıtta. Club oda ve Sahilde 1 günlük özel loca verilmesi diye yazıyordu. Otelin otoparkı ve karşılama şekli çok hoşumuza gitmedi açıkçası. Neyse ki kalabalıktan nasıl olduysa biranda sıyrıldık sıra bize geldi. Kaydımızı yaptırdık aldık elimize oda anahtarını önümüzde belboy odamıza doğru gidiyoruz. Evet ilk süpriz ana binadan yer verilmiş. Ordaki görevli " valla çok şanslısınız patronların odalarının arası size düşmüş otelin en güzel odası" dedi. Biraz olsun rahatladık. İçeriye girdiğimizde küçük bir odayla karşılaştık. Sıkışık bir ortam ancak temiz tertipli ve düzenliydi. hayırlısı dedik.

1 hafta boyunca bekledik loca diye birşey ayarlanmadı. Gerçi iyi de oldu. Çoluk çocukla localarda baya bir eziyet çekerdik.

Lafı çok fazla uzattım.

Sonuç olarak yemekler oldukça lezzetli (Suşi, Karides, Hamsi, Kebap, Şiş, Döner, Sulu yemekler.) Ancak servis elemanları bir o kadar kötü hizmet açısından yetersizlerdi. Bunun nedeni olarak ta otelin sezonluk çalışmasından dolayı her sene yeni elemanlar işe girmesi diye düşündük.Çoğunlukla kendi işimizi kendimiz gördük. Tabak, çatal, bardak vs. temiz değil ve yetersizdi.

Son olarak bir şeyi daha belirtmemde fayda var. Club odaları her türlü hizmete oldukça uzak. göz önünde bulundurun derim.

Bir daha tatili mümkün olduğu kadar erken ayarlamaya karar verdik.

Bilginiz Olsun 1

Ramazan ayında Adana da sakın kebap yemeğe kalkışmayın. O karışıklık için de getirilen kebapların ne etinden veya ne şekilde piştiğinden emin olamazsınız. 

Bu tecrübeyi iki kez yaşadığım olayla edindim.

1. Geçen sene, seyehatten gelerek açlıktan hemen kendimizi attığımız kebapçıda iftar saatine denk gelmiştik. Bu sırada daha önce defalarca yediğimiz (aslında tıkındığımız) kebapçılardan birine girdik. Kebabımızı sipariş ettik. Kalabalığın arasında göze batmasın diye iftar saatini beklemeye başladık. Kebap geldi. Gelen kebap daha masaya konar konmaz buram buram bu sefer fazla kaçırılmış olan sakatat kokusu burnumuza geldi. Daha sonra tadına bakma gafletinde bulunduk. Açık alevde yanmış yağ tadı (acele ile pişirme nedeniyle). Bilimum başka tadlar arasında iki lokma aldık sonra garsonu çağırdık. Şikayetimiz bildirmeye çalıştık. Hemen savunma pozisyonunda bizim onlara çamur attığımızı düşünerek (veya gerçekten yaptıkları üç kağıdı nasıl anladığımızı düşünerek) seslerini yükseltmeye başladılar. Söylenerek ayrılmak zorunda kaldık.

2. Bu sene bir haftalık şiddetli hastalıkla birlikte yemek yiyememem nedeniyle her Adanalının olduğu gibi kebap isteğim hat safhaya ulaştı. Yine çıktık kebap yiyelim diye (yine ramazan ayı ve yine kebap). Tabi bende geçen seneki tecrübenin tedirginliği var. Siparişimizi verdik salatalar geldi. Gelen salatalar adananın sıcağında geçen yazdan kalmış gibi görünüyordu. Kebaplar geldi. Etlerin tadı anlaşılmasın diye bu sefer acı ve baharatı basmışlar kıymanın içine et tadı ortadan kalkmış. Bu sefer geçen seneden tecrübeyle önümüze baktık kalktık ve evimize döndük.

Bu olaylar bana ders oldu. Bir daha ramazan ayında Kebap yemeğe gitmeyeceğim.

Kayıp mı? Kazanç mı?

     Ufaklık 13 ay 22 günlük oldu zaman hızla geçiyor. Ne yaman çelişkidir ki onun biran önce büyümesini isterken, bizim de saçlarımızın ağarması hızlanıyor.
     Yazlığı boşalttık. Geçen sene yazlık kiraladığımız dan bahsetmiştim. Her zaman olduğu gibi iyi niyetimiz ve dürüstlüğümüzün karşılığı olarak, şu dönem için oldukça önemli olan bir miktar para kaybıyla, hevesimiz kursağımızda kalarak sonlandırdık. Kötü komşu ev sahibi yaparmış derler. Yönetimin ve komşunun tezgahına geldik. Yazlık fikrinden soğuttular bizi. Tamamıyla gereksiz bir uğraşmış yazlık. Çalışanlar için hafta sonu evi oraya taşı, hafta başı tekrar taşı. Onun yerine senede 1 hafta güzel bir tatil köyünde tatil yapmak aile bireylerinin hepsi için daha keyif verici. Yemek, bulaşık, temizlik derdi yok. Hele hele bizim başımıza gelen komşu veya basiretsiz yönetici derdi hiç yok. 
     Bu yazlık işinden 5 000 TL kadar zarar ettim. Ama en azından sinir hastası olmaktan kurtuldum diye düşünüyorum. Hayata biraz da pozitif tarafından bakmak gerek. :)
     



15.11.11 tarih ve ben...

Gece bizim ufaklığın burun tıkanıklığı sayesinde kısa kısa uykularla geçti.
Annesi ağızdan aldığı süt kadarını burundan vererek (tıkanıklığın açılması için serum fizyolojik yerine. Ablasında da aynısını yapmıştık ve başarılı sonuçlar elde etmiştik.) beslenmesine oldukça faydalı oldu.

Artık 73 yaşında olan ve yine klasik korkularımız ( Maaşlı bir yerde çalışıyorum. Borçları dükkanla ödeyemeyiz korkusu) sayesinde bizlere esir olan babam dükkanı açmıştı. Bende parasal sayımı yaptıktan sonra kasayı devrettim ve çıktım.

Kızımı okula ve kendimide iş yerine bıraktım.

Kendime diyorum ki" geç dükkanın başına ve istediklerini yap. Küçükde olsa hayallerini gerçekleştirme şansın olur." Daha sonra tekrar korkular, borçlar, çocukların geleceği vb. ortaya çıkıyor ve oturuyorum yerime.

Hanımı aradım az önce konuşmalardan birşeyler yakalarım umuduyla olmadı. O nasıl başarıyorsa yapıyor kendini adapte ediyor ortama. Ben yapamıyorum.

Artık alamadığım şeyler beni rahatsız ediyor. Neden yapamadım diye sorguluyorum hayatımı. Sanırım başarısızlık duygusu tamamıyle benliğimi kaplamaya başladı.

Ufaklık Geliyor...Hayat Devam Ediyor.

Az kaldı sanırım önümüzdeki hafta aramıza katılacak okeye 4.

Anne telaşlıydı yetişmeyecek diye, ancak ne oldu da oldu önemli eşyaların hepsi tamamlandı. Arabasıda dün alındı. Klasik aile arabası spor modeller vardı. Güvenlik sağlık ve alışkanlıklara bağlı olarak ablasının arabasının modelinden aldık.

Evde kendisi küçük ama yarattığı etkisi çok büyük olan mutfak tadilatı işini 2,5 ay gibi bir sürede tamamladık. Üç kağıtçı bir ustanın eline düştük rezil etti bizi. Bir şekilde allahın sevdiği kulu olduğumuz için çok fazla zarar etmeden kurtulduk.

Dükkanım her zamanki gibi oldukça durağan. Bilemedik ve sanırım fazla hayal kurduk. Neyse umarım önümüzdeki dönem düzelir. Başka bir yerde çalışmaktan oldukça rahatsızlık duyuyorum. Emir almak başkalarının eksikliklerini gidermekle uğraşmak çok canımı yakıyor. Düzelecek umarım bir şekilde.
Umut fakirin ekmeği.

Yazlık kiraladık. Hanım doğumdan sonra bir süre çalışmayacağı için vaktini güzel geçirsin istedim. Umarım güzelde geçer. Bende bu sayede son kalan hobim balık tutma işine odaklanabilirim.

ŞAKA

Dün geceden bu yana bizim bebekte hareket yoktu. Anne karnında tekme, rövaşata filan bekledik ama olmadı. Zaman geçtikçe endişelenmeye başladım. Fıldır fıldır dönerdi aslında. İnsanın aklına olmadık şeyler geliyor. Korkuyor.

Az önce bize şaka yaptığını öğrenmiş bulunuyorum. Annesi sabah kahvaltısını iş yerinde yapıtıktan sonra, meyvesini (muz) yedikten sonra hareketlenmeye başlamış. Annesi yine fıldır fıldır dönüyor içerde diyor.

Keratanın annesi ve babası böyle basküller tartamayacak kadarken ondan da başka birşey beklenmezdi. Aç bebek oynamaz dedi. Bize mesajını gönderdi.

Dört gözle bekliyoruz eşşek sıpasını.