Günün Sözü

Yüreklice düşün, gir bu yola seve seve !


İyi yaşamayı sonraya bırakan kimse yolunda bir ırmakla karşılaşıp da akıp geçmesini bekleyen köylüye benzer.. Oysa ırmak hiç durmadan akıp gidecektir...*

Not: Resim http://www.manzara.gen.tr/ den alınmıştır. Çok güzel resimler bulunmakta

Yeni İş

Yeni bir iş planı oluşturuyorum kafamda. Yazın kırtasiyelerde iş olmazmış. Veya oldukça düşermiş cirosu. (bizimkinden daha düşüğü ne oluyorsa) :)) Arabanın arkasına koyacam malzemeleri yazlık yerleri gezeceğim. Hem ticaret hem ticaret olacak. Nasıl fikir ama? nede olsa yazlık yerlerinin çoğu mahrumiyet bölgesi. Olmadı balık tutar ekmek arası satarım. Onca sene boşuna okumadık ya. :))

Bazen düşünüyorum da boşuna okuduk herhalde. Okumasaydık dükkan işine girer çekirdekten başlardım hayata. Çekirdek gibi bir hayatım olurdu. O gün bitirene kadar ye, ertesi gün yeniden dolan çekirdek deposunu yeniden bitirene kadar ye. Böylece gelecek-dün gibi kavramları yaşamazdım.

Yazı gittikçe hüzünlenecek gibi geldi. Birinci paragraftaki iş fikrine dönüp onun üzerinde egzersiz yapmaya deva edeyim.

Bu Nasıl Bir Hikaye

Bir Afrika Hikayesi

Sabah bir ceylan uyanır Afrika'da.
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşabilmek,
Yoksa aslana yem olacaktır.

Her sabah bir aslan uyanır Afrika'da.
Kafasında tek bir düşünce vardır.
En yavaş koşan ceylandan daha hızlı koşabilmek,
Yoksa açlıktan ölecektir.
Bu hikaye yine çok mail aldığım yıllarda bana gelmişti. O zamanlar çok sevdim diye hatırlıyorum. Nasıl olduysa bugün yine aklıma geldi. Bir siteden buldum yayınlayayım dedim. Ancak şimdi sevmedim bu hikayeyi. Yaşlanıyormuyum acaba. Çok stresli bir hayatı çok gergin bir hayatı insanların önüne süren gözüne sokan bir hikaye. Bence kim bu hikayeye göre hayatını yaşıyorsa, aslanın yakalamasına fırsat kalmadan vücudu iflas eder.

Aslına bakarsanız uzak doğu ile afrika arasındaki en temel fark bu hikayede yatıyor olsa gerek. Asya da dinginlik durgunluk anlatırken sözler. Afrika da daha bir ölüm kalım savaşı anlatılıyor. Yaşam her iki yerde oldukça farklı olmalı.

Her ikisinide ilk fırsatta görmem lazım. :) bu dükkan işi beni felsefileştirecek mi acaba?

Hazırlık

Son dönemlerde kırtasiye başlangıcından sonra yeni heyecan da KPSS 2010 sınavı. Dükkanımda oturdum ona çalışıyorum. İnternetten hazırlanmış sınav soruları çözüyorum. Bugün sabah 9 yaşımdaki kızımla bir grup soruyu birlikte çözdük. Matematik'te ben iyiydim. :))) (neyseki daha denklem çözmesini filan bilmiyor.) Türkçe'de kafa kafaya, ancak Tarih'te o öndeydi. (Nerden hatırlayayım mondros ateşkes antlaşmasının tarihini, itilaf devletlerini, ittifak devletlerini? Biz karı koca antlaşmaları, Yıllık okul taksitleri vs. çalıştık uzun süredir. :))) ) 

Neyse azimliyim haftaya kadar çalışıp benim kızı geçeceğim. Düşünce mantığına bakılırsa onu geçersem 80 in üzeri garanti. Ondan sonrası biraz daha çalışma.

Mükemmeliyetçilik

Bizim Hanım,

Çocukların küçükken kendilerine gözlük alınmasını talep ettikleri gibi, Anne-Baba'ların çocuklarına hiperaktiflik yakıştırma çabası içinde oldukları gibi, kendine aşağıda bahsi geçen rahatsızlığı koymuş. Çok fazla internette gezmenin ve sıkıntılı çok fazla adamla konuşmanın sayesinde oda kendine bir rahatsızlık uydurmuş. MÜKEMMELİYETÇİLİK. Aşağıda google dan ilk bulduğum tanım bulunmakta.

Bizim hanımın mükemmeliyetçi olmadığını biliyorum. En altta kırmızı ile belirtilen maddeye bakılırsa bizim kızın olmaması için bir neden yok. Gerekli her şartı annesi sağlıyor maşallah.

Mükemmeliyetçilik Nedir?
Mükemmeliyetçilik genellikle en iyiyi yapma çabasıyla karıştırılır. Oysa sağlıklı bir şekilde elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışmakla mükemmeliyetçilik arasında fark vardır.

En iyiyi başarmak için çaba gösterenler başarılı olmak ya da hedeflerine ulaşmak için gösterdikleri bu çabadan zevk alırlar. Mükemmeliyetçi kişiler ise hiçbir zaman ve koşulda hata yapılmaması gerektiğine inandıklarından kendilerinden ve yaptıklarından sürekli kuşku duyup, kaygı içinde yaşarlar.

Bunlar bazen birlikte görülse de, Gordon H. Flett ve Paul L. Hewitt (2002) üç çeşit mükemmeliyetçilik tanımlamıştır:

• Kendine yönelik: Ulaşılması olanaksız ve gerçek dışı standartlar belirleme eğilimi. Kişi kendisine son derece yüksek beklentiler dayatır, hata kabul etmez ve sürekli olarak kendisini eleştirir.

• Başkasına yönelik: Belirlenen gerçek dışı ve yüksek standartlara başkalarının uymasını bekleme eğilimi. Bu kişiler başkalarına iş veremezler, yaptıklarını beğenmez, sürekli hata bulurlar. Genellikle öfke ve doyumlu ilişki kuramama sorunları vardır.

• Sosyal beklentiler: Başkalarının kendilerinden ulaşılması olanaksız beklentileri olduğu inancı. Bu kişiler çevrelerinden onay ve takdir görmek için çok yüksek standartlara ulaşmaları gerektiğine inanırlar. Genellikle öfke, standartlara ulaşamadıklarında depresyon ve başkaları tarafından yargılanma korkusu duyduklarında da sosyal kaygı sorunları vardır.


• Sosyal tepki: Karmaşa içindeki (örneğin, sürekli kavga eden ana-baba, belirsiz ya da tutarsız kuralların olduğu bir ev ortamı) bir ortamda büyümüş ve çeşitli tacizlere (örneğin, fiziksel şiddet görmek, utanca boğulmak) uğramış çocuklar kendi denetleyemedikleri ve öngöremedikleri şeylerin olduğu bir ortamda kestirim ve denetim duygusu geliştirebilmek amacıyla savunma mekanizması olarak mükemmeliyetçilik geliştirebilirler.



Not: Bilgiler
http://burem.boun.edu.tr/burem/web/mukemmelliyetcilik.asp bu siteden alınmıştır. Daha fazla detay siteden bulunabilir.

ÖFKE

Aşağıdaki hikaye yıllar önce mail kutuma düşmüş okumuş ve çok etkilenmiştim. Bu sabah tekrar aklıma geldi ve neyseki hikayeler.net te buldum.

Sinirlendiğinizde Bu Öyküyü Hatırlayın;

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.


Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

Kraliçe Kenter - Prenses Şahin

Geçtiğimiz hafta adana sabancı tiyatro festivalinde KRALİÇE LEAR adlı oyuna gittik. Oyunda başroller büyük usta Yıldız Kenter ve Sedef Şahin paylaşıyorlardı.

Sayın Kenter, sizin için ne ve nasıl denir bilemiyorum. Yanlızca her oyununuzda olduğu gibi ayakta alkışlamak dışında yapabilecek birşey gelmiyor elimden. Geçmiyor zihnimden.

Sayın Şahin, kaç tane insana böyle bir şans gülerki? Orada sadece Yıldız hanımın yanında bulunmak için nelerini verirlerdi insanlar. Herkese her meslekte böyle bir rol arkadaşı veya hoca ile çalışma imkanı olsa. Ama her ustaya da böyle başarılı bir çırakla çalışma imkanı olsa.

Oyunu anlatmayacağım. Kraliçe Lear değilde Kraliçe Kenter olmalıydı. Anlatmayacağım ancak çok kısa olarak oyun, Kraliçe Lear'ı oynamayı kabul eden, yaşı oldukça geçmiş ve başaramayacağı varsayılan bir oyuncunun ezberine ve çalışmasına yardım eden arkadaşının kızı ile yaşadığı diyaloglar üzerine kurulmuş. Her diyalog veya hareket sanki Yıldız hanımın yaşadığı ve isyan ettiği şeylermiş gibi geldi.

Gidilmeli mi? Kesinlikle.

Melankoli

Bu sabah çocukları derslerine yolladıktan sonra oturdum. Masamın başına blogları gezeyim dedim. Eşim sürekli yapıyor ve oldukça da keyif alıyor bu gezilerinden. Bir çok arkadaşı var. Kendi sözü : Blogger camiasında tanımadığı yok.

Neyse bende gezeyim dedim. Ancak açtığım ve bana rastgelen sayfaların çoğu hüzün dolu geldi. Yanlızlıklarını paylaşmışlar. Kurulan cümleler ve yazım tarzı bende de olduğu gibi yanlızlık dolu. Belkide ben öyle hissediyorum. Bu sabah.

İstanbul'u ve öğrencilik yıllarımı özledim. Yine yeterince değerlendiremediğim aklıma geldi. Yeterince tadını çıkartamadığım günler. Hep bir pişmanlık var o günlerden geriye bende kalan. Yeterince taksimi gezememişim veyahut İstanbul'un yeterince altını üstüne getirememişim gibi geliyor.

Kadıköy sahilinin o kuşçularının (şimdi kaldırılmış) önündeki çay ocaklarında yeterince oturmamışım, yeterince simit çay yememişim gibi geliyor. İçim burkuluyor çok fazla şey yapmadım bunca senelik hayatımda o kadar çok şey yapabilirdim ki. İçim sıkılıyor. Özlüyorum o günleri. Neden daha fazla kullanmadım vapuru. Neden daha fazla içmedim o çaylardan ve neden daha fazla insanla tanışmadım oralarda.

Ve sürekli neden daha.......? sorusu

DİLEK

Dün akşam eve gittim oturduk bir güzel eşimin teyzesinden öğrendiği ev yapımı dönerin keyfine vara vara yedik. Bu arada nasıl olduysa bizim hanım coşmuş, ıspanak başı, Samandağ/Hatay' dan komşumuzun getirdiği iri kıyım fasulyeden oluşmuş kuru fasulye ve kızımın parmağını kesmesine mal olan salata ile tam da krallara layık bir sofra vardı. Tüm bunları afiyetle yedik sofradan da göbeğimizi kaşıya kaşıya kalktıktan sonra içim tatlı tatlı diye kıyılmaya başladı. Seç baklavası, olmazsa köseden baklava, hadi o da olmadı halka tatlı filan dedik üşengeçlik yaptım çıkmadım dışarı. Çayı koyduk Petit Beurre biskivü ve gofret le tatlı sevdamızı geçiştirelim dedik. Biraz mahsun bir şekilde salona geçtim televizyonda Surviver ı seyretmeye başladım ki kapı çaldı. Eşim açtı kapıyı Alt komşumuz Üstü muzlu ve çilekli, karamelli ve çukulatalı nefis bir pastayı getirmiş. Gülerek yanıma getirdi ve başka birşey dileseymişsin dedi. :))

Başka birşey dilesemiydim bilmiyorum ama o anda onu çok istedim ve oldu. Aslına bakarsanız ben ne istersem olur.

Emin olun, Siz de ne isterseniz olur.

Not: Resimdeki tatlı sadece görsellik için konulmuştur. Gelen pasta bundan birkaç kat daha güzeldi. En azından o anda bana öyle geldi. :))

Sorun Soruşturun

Hayattaki en önemli hatalarımdan birisi çok fazla güven duygusu içinde yetişmiş olmamdan kaynaklanan insanlara güven.

Bahsetmiştim kırtasiye açtım. Yıllardır böyle birşeyi açma hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Bir arkadaşım sağolsun ön ayak oldu. Uygun ödemelerle mal almamı sağladı. Onun referansı sayesinde uzun vadeli alabildim malları. 

Yanlız son günlerde kafama takılan bir konu var sürekli kurcalıyor beynimi. Herşey bir akşam üstü iş yerimin bulunduğu binada oturan bir muhasebecinin dükkanıma gelmesiyle başladı. İçeriye girdi hayırlı olsun faslından sonra vergi levhamı ve yazar kasa kullanım belgemi görünce neden bu kadar acele ettiniz? vergi levhası ve yazar kasa belgesini çıkartmaya, 1 ay içinde çıkartabilirdiniz dedi. Bende o belgelerin çıkmasını bekledik deyince beklemenize gerek yoktu ki dedi. Nasıl yani dememe kalmadan şimdi dedi siz bu bir aylık sürenin Bağkur unu, muhasebeci parasını ve diğer işlem paralarını vereceksiniz ve en az 500 TL zararınız olacak dedi. Bir sonraki darbeyi vurmakta da gecikmedi burasını LTD. ŞTİ açtık deyince ne gerek vardı dedi. Biz ihalelere gireceğiz deyince de şahıs açınca her türlü işi çok daha rahat yapabilirdiniz dedi. Ve şahıs şirketi açmak 100-150 TL. LTD açmak 1500 TL dedi. Bende LTD yi biz 2150 TL ye açtık deyince bıyık altından güldü ve gitti.

O akşam gelen adam acaba yolda daha acil işlere dalmış ve bana geç kalmış aksallı dede miydi? yoksa güzelim köy yoğurdumun içine sinek atıp bu yoğurt pis diyen cin miydi? O günden sonra düşünüp duruyorum. sorup soruşturuyorum.

Bir şey yapmaya karar verdiğinizde sorup soruşturun. Güven her nekadar çok insani bir duygu ise dolandırıcılık ve üç kağıtta o kadar insani bir duygudur.

Bir hastalığın doğru teşhisinde en az 3 farklı doktor'a gitmek gerekiyorsa, Yapacağınız her işi en az 3 farklı insana sormanız gerekir. Diye düşünüyorum.

Şu anda 17 gündür aktif halde çalışıyor iş yerim ama ödemem gereken 2 aylık bağkurum var. Oda ıvırı zıvırı filan derken 1500 TL para demek.

Bilgilerinize


Yeni Hayatım

Bugünlerde yeni bir hayata merhaba dedim. İşsizliğimin çözülemeyeceğini gördüm. Kendi işimi kendim yaratmaya karar verdim. Bir tane şirket kurdum. Kırtasiye işi ile uğraşmaya başladım. Okulun yanında bir iş yerim var. Gün geçtikçe onlar bana bende onlara alışmaktayım. Sermayem oldukça kıt ve çoğunluğuda borç olduğu için, satış yaptıkça dükkanın içini doldurmaya çalışıyorum.

Geçen gün eşim, bir anne ve bir çocuğun iş yerimin önünden geçerken şu söylediklerine tanık olmuş.

- Kızım işte burada da kırtasiye var burdan alalım.
- Anne burada çok çeşit yok çukurova ya gidelim.

İçime oturdu. Oysaki o kadar çok uğraştımki çeşitleri koymaya. Eşim sordu çukurova da olupta bizde olmayan ne var? diye. Aslına bakarsanız üç beş kalemin (Kitap reyonum eksik) dışında yok. Ancak sayıca fazla oldukları için çok daha dolu görünüyorlar. Neyse başladık bir yerden. Umarım hayallerimizdeki yeri oluşturabiliriz.

Son günlerde dikkatimi çeken ve oldukça üzen bir konu var. Birkaç çeşit yeni aldığım oyuncak vardı. Sayılarını oldukça yakından takip ediyordum. Eksildiklerini farkettim. Güvenlik kameralarından izledim. Alanları gördüm. İlginçtir ki çoğunluğu kız çocukları. Ama ne yazık ki elimden bir şey gelmiyor. Bir kenara çeksem konuşsam saçma sapan yerlere gidebilir konu. Öğretmenlerine söylesem çocuklara yazık olacak diye korkuyorum. Hiçbirşey yapmadan otursam kıt kanaat kurduğumuz bu yeri elde tutmak imkansızlaşacak. Zaten kuruşlarla kar elde edilen bir yerde 2 - 5 TL önemli kayıplar.

Çok uzattım neyse şimdilik bu kadar yeterli.

Kırtasiye açacaklara önemli uyarı: Kar marjınızı hesaplarken. Fire ve çalınmalarıda içerisine koyun.

DEWEY

Kitapsandaki arkadaşlarım sayesinde DEWEY'le tanıştım. Aldığımdan bu yana oldukça zaman geçti ancak şimdi fırsat bulabildim okumaya.

Kitabın henüz 23. sayfasındaki şu cümleyi okuyunca paylaşmak istedim.

" Herhangi şirin bir kedi pat diye kütüphaneye koyamazdınız. Hayvan iyi huylu değilse düşman kazanabilirdi. Çok çekingen ya da çok korkak çıkarsa kimse ona tahammül edemezdi. Sabırlı değilse ısırabilirdi. Çok fazla hareketli olursa etrafı altüst ederdi. Hepsinden önemlisi insanlarla beraber olmaktan hoşlanması ve de o insanlara kendini sevdirmesi gerekiyordu. Kısacası doğru kedi olmalıydı."

Bir yere kabul edilebilmek için ne kadar çok kriteri sağlamak gerekiyor.

O Bu Dünyadan Değil.

Resim Hürriyet.com.tr den alınmıştır. Hikayesini de aynı siteden okudum.

Büyük dehaların yaşadığı son yüzyılda 100 yıldır çözülemeyen bir matematik problemini çözen adam şöyle diyor.

MATEMATİK KAHRAMANI DEĞİLİM. O KADAR DA BAŞARILI DEĞİLİM, BU YÜZDEN HERKESİN GÖZÜNÜ BANA DİKMESİNİ İSTEMİYORUM.

ve 1 milyon dolarlık ödülü reddediyor neden reddettiği sorulduğunda;

BEN İSTEDİĞİMİ ALDIM.

diyor.

Ben istediğimi aldım diyen elini kaldırsın.

Tekrarlanan Hareketler

Bugün biraz ordan biraz burdan hayatımda tekrarlanan olayları yazmak istiyorum.

1) Başınıza geldi mi bilmiyorum? büyük ihtimalle gelmiştir. Benim sürekli geliyor.

Tekrarlanan bir hareket olduğuna göre benden kaynaklanıyor. (Bu tanrılar okulu vb. kitaplarda böyle diyor.)

Konu şu; bir arkadaşınız, eşiniz dostunuz, aileniz veya herhangi biri neyse, dertleşmek istersiniz, sıkıntı paylaşmak veya sadece sohbet etmek istersiniz karşınızdaki sürekli sıkıntı anlatmaya başlar. Oysaki sizin sıkıntılarınız daha fazladır. Bu maddi de olabilir manevide. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır misali.

2) Bir konuda eksikliğiniz olur onu çözmek için elinizden geleni yaparsınız. Düşünürsünüz o sırada sizi ve durumunuzu bilmekte olan biriyle görüşürsünüz. Tavsiyelerde bulunmaya başlar. Hayatınız hakkında yorumlar yapmaya başlar. İhtiyacınızı karşılamaz sadece tavsiyede bulunur.

SÖYLEDİKLERİMİZ

Bugünlerde yeni bir hayalin peşinde koşmaya başladık. Tekrar işsizlik dönemlerime geri döndüm. Evde katma değersiz devam eden hayatı değiştirmek için kendimde ve çevremdeki fırsatları değerlendirmeye çalışıyorum.

Mevcut durumda eve girenden fazla çıkan olduğu için sıkıntı gün geçtikçe büyüyor. Bir arkadaşım yaklaşık 2 ay önce işten ayrıldığımda ihtiyacın olursa 10000 € var hemen verebilirim. Uygun olduğunda ödersin demişti. O gün eşimle görüştüm kendisi böyle risklere girme konusunda oldukça tutucudur olmaz dedi nasıl öderiz filan derken arkadaşıma şu anda ihtiyacım yok olursa isterim diyerek konuyu kapattım.


Başvurularımdan doğru düzgün bir cevap gelmeyince ne yapabiliriz diye düşününce eşimle birlikte riske girip acaba biz bir yer açabilirmiyiz diye düşünmeye başladık. Kararımızı da verdik bir kitapevi - kırtasiye açacaktık. Bu işi yapan arkadaşlarımla görüştüm ellerinden gelen yardımı yapacaklarını söylediler. Dağıtım şirketi ile bile anlaştım. Yaklaşık 35 000 ytl ile başlayacaktım. Arabamı satıp bir de arkadaşımın olan ama bana bir şekilde söz verdiği parayı ( biran için kendimin sandım.)alıp başlayacaktım. Çok uzattım biliyorum ama içimi dökmem lazım patlayacağım.

Mavi Cam Şişe

Son bir kaç haftadır mavi cam şişe arıyorum bir türlü bulamıyorum. Bulursam yapacağım ilk iş içine su koyup güneşe alan bir yere bırakacağım. Güneşten alacağı pozitif enerjiyi suya absorbe edecek ve bir yudum içilecek ve kalanıyla duşta baştan aşağı dökülecek.

Pozitif enerjiyi kana kana vucuduma zerk edeceğim.

Sıkıntıya birebir.

REKLAM Devam

Bir önceki yazıdaki reklamın devamı çekilmiş. Bunca insana hakaret edercesine planlanmış kaf dağından bakan insanların hayatından kesitler. Yıllar önce İmar Bankası reklamında kadın mutfak masraflarından biriktirip araba alıyordu. Şimdi G. Bankası annesinin mutfağın darlığından şikayetçi olan kızın babası çok güçlüymüş ve annesini de çok sevdiği için daha büyük mutfaklı ev alacakmış.

REKLAM

Son günlerde bir banka reklamı var. Çocuğun abisi işsiz ve 2010 da iş bulmasını temenni ediyor. Bu reklamı doğru mu anladım diye bir kaç defa seyrettim. Ne yazıkki doğru anlamışım.
A) Açıkça görüldüğü gibi, bu gezegendeki her şey ' karşıtlar yasası' ile dengede tutulmaktadır. Yani her şeyin, aracılığıyla var olduğu ve ona karşı koyan başka bir şeyin var olması.

B) Yaşamınızda bir şey yapmak isterseniz, insanların 'Antagonist' olarak tanımladığı zıt bir kuvvetle karşılaşmak zorundasınız.

C)Her insan, isteği ile bunun gerçekleşmesi arasında karşı çıkan bir gücün varlığını hisseder. Bir tür evrensel sürtünme kuvveti.

Nerdesin Kartalım



Bu bir kabus olmalı. Nasıl olur yahu geçen sene 2 kupa birden alan Kartalım bu hallere düşer?

ÖFKE



Bugün çok öfkeliyim. Sabahtan bu yana dişim ağrıyor. Ağrı kesici üstüne ağrı kesici alıyorum ama ağrı geçmiyor. Dişçiye gittim yapacak birşeyim yok dedi. Antibiyotik ve ağrı kesici kullanmamı ve iltihap kuruduktan sonra tedavi yapabileceğini söyledi.

Diş etlerim çekiliyormuş. İnsanın bu şartlar altında diş etleri çekilmezde ne olur. Şu anda bu güne kadar yardım ettiğim insanların hepsi bir yerlerde birşeylere sahip olup bana artizlik ve bilmişlik yaparken ben diş etlerimin çekilmesi ve ağrılarıyla uğraşıyorum.

Sabahları ağlanacak halime gülerek uyanıyorum.

Okuduğum kitaplar ve hissettiklerim şunu anlattı bana.

Bu güne kadar yardım ettiklerim negatif enerjilerini üzerime kusarak rahatlıyorlar. Tavsiyelerimle daha iyi hissediyorlar. Ama ben onlardan aldığım enerjiyle çamurun içine batıyorum.

Tahterevalli misali onların yüklerini alıp yukarıya taşıyorum.


Eş dost kaprisi çekiyorum. Sağıma bakıyorum adam yok soluma bakıyorum adam yok.

:))

Aile

Birlik beraberlik.

Dünden kalan ve bizlere miras bırakılmaya çalışılan sevgi saygı. Vakit, nakit. Vefakar ve cefakar iki insan'a bu gece selam olsun diyorum. Teşekkürler sizlere iyiki varsınız. Tüm egoistliklere, tüm saygısızlıklara rağmen amansız, yıkılmadan ayakta kalan, hakettiğinizi yaşamadan belki de ömrünüzü tamamlayıp göçüp gideceksiniz aramızdan. Allah ayırmasın.

Allah ayırmasın diyoruz ama çocuklar ayırdı sizleri. Bu nasıl bir sevgidir ki bırakmazsınız yıkıldığımızda bizleri. İbret olsun tek yanlışta çocuklarını çarpacak yer arayan annelere, babalara öykünüz.

Kır eşşek yaşında olan bizlerin etrafında ömrünüzü, en kıymetli zamanınızı harcıyorsunuz. Teşekkürler sizlere.

Yetmişe gelmeden ve hatta kırkına gelmeden bitmiş olanlara inat yetmişi geçmişken hala gururla, ayakta duran sizlere teşekkürler.

Teşekkürler baba sağolasın, varolasın ellerine sağlık. Oğlu ve gelinine oğlunun evinde yemek hazırlayan belkide tek babasın.

Bir kahve veya çay içmeden gittin, sorma zahmetine bile katlanmadık.

Sigara Yasağı

17/12/2009 tarihi itibarıyla sigarayı bıraktım. Bu bırakmamda sigara yasağının hiçbir etkisi olmamıştır bunu belirteyim. Bazı koca kafalar kendilerine pay çıkartmasınlar.

Uzun süredir içerken canım istemiyordu. Bir görev gibi içiyordum. Birşeyleri görev gibi yapmak bir zorunluluk olması beni rahatsız ediyor.

Yüzüme kan geldi mi? Sağlığımda bir rahatlama oldu mu? hayır. Bizim hanım benim sigarayı bıraktığımı 2,5 hafta sonra öğrendi. Demek ki bende bir değişiklik olmadı. Tek sorun aşırı yemek yeme isteği. Sürekli birşeyler atıştırmak istiyorum. Yediklerimden de hiç bir zevk almıyorum.

Bu gün burada yazmak istediğim konu. Sigara içmeyenlerin içenlere uyguladıkları faşizan tavır. Kapalı alanlarda sigara içme yasağı.

Nice içmeyen arkadaşlarımın gelipte kıçımızın dibine sokulup sonrada rahatsız olduklarını bilirim. Bir çoğunuda cesurca kovmuşumdur. İçmiyorsan ve rahatsız oluyorsan benim olduğum ortama gelmezsin kardeşim.

Sigara içilen kafeler ve Sigara içilen barlar olsun. Sadece sigara içenler girsinler. Garsonlar da patronlarda sigara içenlerden olsun vs vs.

Ama yoktur böyle insanlar. Onlar özgürlük isterler hep kendilerine yontukları keserleri ile.

Nerde kaldı yasaklara karşı demokratlar. Yasaklara karşı zihniyetler.

Borsa

Bugünlerde borsa oldukça hareketli dönemlerini yaşıyor.

Şu saat itibarıyla 54293 endeks.
Televizyondaki koca ekonomistçilerin konuşmaları hareketin biraz daha yukarı doğru olacağı yönde. Adamlar nasılda biliyorlar değil mi? Yanlız burada dikkat edilecek konu, artık daha az, daha kısık sesle yukarı çıkacak demeleri. 2009 yılında türkiye ekonomisi ne oldu da böyle borsa yükseldi veya başka bir değişle endeks'e dahil olan şirketler, bilançolarında veya karlılıklarında nasıl bir başarı gösterdiler ki değerleri fırladı.

Bunun cevabını kocaman kafalı ekonomistler verecektir. Benim söyleyeceğim;

2007 endeks 59000, işsizlik var, kriz başlıyor.
2008 endeks 22000, işsizlik var, kriz var. Fabrikalar kapanıyor.
2009 endeks 54000, işsizlik var, kriz var. Açılan fabrika yok denecek kadar az.

2009 un nisan ve mayıs aylarında yazmıştım. Ek, Ekonomi ve Trambolin yazılarımda.

Duracaktır yükselme. Biraz Dolarla oynamanın zamanı gelmiştir diye düşünüyorum.

Soracaksınız var mı paran? Hayır yok.

Olsaydı oynayabilirmiydin? Hayır

Peki Neden? Çünkü daima ben duruyorum. Zayıfların seçimlerini yapıyorum.

Yarış

Yıl 1984;

Oturduğumuz sitede o dönem ki arkadaşlarımızla koşu yarışları yapıyoruz. Her birimizin farklı özellikleri var. Kimimiz kısa mesafede iyi kimimiz uzun mesafede.

Ben oldukça başarılı bir sporcuydum sitede. O dönem ki bütün atletizm müsabakalarını TRT sayesinde seyretme şansına sahiptim.

Taş atma, sopayla yüksek atlama, yüksek atlama, 100 mt. engelli, engelsiz, Site etrafında maraton vb. tüm bunlarda madalya (taşla ezilmiş gazoz kapağı) sıralamasında (ilk 2 de) daima olurdum.

Aklımdan hiç çıkaramadığım bir sahne vardır o günlerden geriye kalan. Uzun mesafe koşulardan birinde. Yarışın son metrelerinde öndeydim. Geriye dönüp baktığımda Hikmet'in kıpkırmızı ve oldukça mutsuz bir yüzle beni takip ettiğini gördüm. O anda karar verdim. Rahat gelmiştim yarışın sonuna. Bu rahatlık bende yarışı kazanmayı haketmediğim düşüncesi yaratmıştı. Durdum Hikmet geldi ve sen hakettin dedim ve beni geçmesine izin verdim. Hikmet 1. olmuştu. Ben 2. sonrası oldukça gerilerden gelenler.

Şimdi düşünüyorumda o yarışı ben haketmiştim. Hikmet 2. olmalıydı. Doğal olana karşı gelip. Zayıfı öne taşımıştım. O günden bu yana da evren daima aynı sonuçla karşılaştırıyor beni. Zayıfları her şekilde öne taşıyorum.

Onlar bana yetişemiyorsa, ben duruyorum.