UzaK

Bugün öğlen istirahatte nasıl olmuşsa dalmışım. Ufaktan gökyüzünden pencereme oradan yol bulup üzerime düşen güneşin ışığıyla uyandım ama bu uyanış burada değil bundan yirmi sene öncesine ait bir uyanıştı.

DSİ de kamptayız ve biran önce odadan çıkıp aşağı inmem lazım. Öğleden sonraki pis 7'li saatini kaçırıyordum. Şort mayo, terlik ve tişört etrafta onları aradım. Nerde kaldın der gibi bakıyorlardı. Ben olmadan da oyunun keyfi çıkmazdı.

Sonra algım değişti. Aslında olmam gereken yerdemiyim yoksa tekrar uykuya mı daldım bilmiyorum. 4 duvarın arasında ve şantiyede olduğum tekrar bilincime yerleşti.

Sonrasında Karataş DSİ kampındaki Deniz Kokusu, Hafif rüzgar, Gökhan, Hakan, Gökay, Nur, Şule, Esra, vb. bilimum dostlarımın konuşmaları beynimde yankılandı.

Daha dün gibiydi. Ama diyorlar ki 20 sene geçti o dönemlerin üzerinden.

BuGüN PaZar

Sabah yine erkenden kalkıp işimizin başındayız. Günler böyle geçip gidiyor. Dün akşam bahsettiğim kitabı okuyamadım. Bir türlü içimden gelmedi. FİRMİN' i sindirmeye çalışıyorum.

Uzun süredir konuşamadığım bir arkadaşımı aradım. Biraz keyifli biraz buruk bir sohbet ettik. O da üniversiteden arkadaşım ve işsiz. Ne oluyor dedik. bize böyle anlatmamıştı koskoca prof. eğitim sırasında çalışma hayatını. Arıza olduğunda toplanmış kalabalığı yarıp " AÇILIN BEN MÜHENDİSİM" diyecektik.

Ben bir süre işsiz kaldım. Sınıf arkadaşlarımın bir kısmı İşsiz kaldı ve hala sürünmeye devam eden arkadaşlarım var. Bir yerde hata yaptık ama nerde? Bulamadık. Bulduğumuz anda çözümüde birlikte yaratacağız.

Dediğim gibi bugün pazar. Evden geleli 15 gün oldu ve tekrar eve gitmeye 9 gün kaldı. Bu süre zarfında sabah 06:30 akşam 18:00 arası işimizin başındayız. Günlerin artık birbirinden farkı kalmadı.

Evde pazar günleri hava açık ve güneşli ise mutlaka evden çıkar göl veya deniz kenarına gider açık büfe kahvaltımızı hazırlar. Gazetelerimizi ve kitaplarımızı alıp öyle geçirirdik.

Yakında yine öyle geçireceğiz.

Bitti


Bir kitabın daha biraz merak biraz da bitirme korkusuyla sonuna geldim. Bugün öğlen yemeği arasında FİRMİN de bitti. Tadı damağımda kaldı. Daha önce de söylediğim gibi tavsiye ederim.

Bakalım bundan sonra elime nasıl bir kitap tutuşturacağım. Elimde şuanda sadece SHRÖDİNGER'in KEDİSİNİN PEŞİNDE var. Onuda bir süre önce başlayıp bir türlü yoğunlaşamadığım için bırakmıştım. Bayram'a kadar kitap alabileceğim bir yer olmadığı için onunla idare edeceğim.

Bayram için kısa bir tatil verdiler naçizane kulları olan bizlere onuda kızıma sordum ne yapmak istersin diye. Harika bir fikir verdi bana. Anıtkabir'i ziyarete gideceğiz. Bu arada eğer hanımı daha fazla kandırabilirsem Peri Bacalarını da görmek güzel olacak diye düşünüyorum. Belki birde Bolu taraflarına gidip köy ekmeği ve diğer doğal ürünlerle doldurabiliriz arabamızı.

İple çekiyorum o zamanı. Ama kitap okurken yaşadığım endişeleri tekrar yaşıyorum. Bir yandan kızım ve Eşimi görmek için bayramı iple çekiyorum. Bir yandan da zamanın ellerimden akıp gitmesine üzülüyorum.

Güzel beraber günler geçireceğimiz zamanlara az kaldı. Yakında yine hep beraber olacağız biliyorum ve hissediyorum.

En Alttaki


Bu günlerde sonunu merakla beklediğim yeni kitabım FİRMİN Hümanist Entel Serseri bir fare.

FİRMİN en alttan başlıyor hayata. 12 memeli bir farenin 13. zayıf, sıska oğlu ve bir kitapçının bodrumunda. Babasından hiç bahsetmiyor. Sanırım diğer kardeşlerinin trajik ölümlerinden biri de zamanında babasının başına gelmiş. Annesi sokakta çöplüklerde ne bulduysa onları yiyor ve özelliklede yerlere dökülmüş alkol almak en büyük keyfi. Bu sütüne de yansıyor doğal olarak. Diğer 12 yavru sütü içip sızdıklarında FİRMİN memelerde kalan son 1,2 damla görece az alkollü süt ile bir süre besleniyor. Yeterince beslenemeyen firmin yatak olarak kullandıkları büyük kitabın kağıt parçalarını yiyor ve zamanla harfleri, kelimeleri ve cümleleri anlamaya ve okumaya başlıyor. Kitaplarda okuduklarıyla çevresini algılıyor. Kendini diğer farelerden farklı veya başka bir deyişle fare olarak görmüyor, ta ki bir gün ayna da kendi silüetini görüpte bir fare olduğunu anlayana kadar. Kitaplığın sahibi Norman'la tanışması, Jerry ile tanışması, hurileri ve devam eden hayalleri var Firmin'in

Kısmen şansla kısmende şansızlıkla devam ediyor hayatı.

Tavsiye ederim. Bir şekilde elinize geçerse mutlaka okuyun.

Mutsuzluk

Büyük ihtimalle dış güçler havaya mutsuzluk, yapamamazlık ve huzursuzluk bombası atmışlar :)). Yoksa benim böyle olmamın başka bir açıklaması yok. Okuduğum, gördüğüm ve yaşadığım olaylarda bu kadar kayıtsız kalıyorum.

Sırtımdaki ağırlık gün geçtikçe artıyormuş gibi geliyor. Hava güneşli oluyor ben huzursuzum. Hava bulutlu ben yine huzursuz. Doğum sancısı çekiyorum.

Tek zevk aldığım anlar kitap okuduğum anlar. Sağ olsunlar gerek hanım gerekse kitapsan daki arkadaşlarım sayesinde güzel kitaplar bulabiliyorum. Kitap okurken biran önce son söze ulaşmak istiyorum ancak daha sonra aklıma bir sonraki kitabı nerden bulacağım? Ve bu içinde bulunduğum boşluğu neyle dolduracağım düşüncesi sarıyor ve frenliyorum kendimi.

Kızımda huzursuz hanımla görüştüğüm anlarda anlıyorum öyle olduğunu. Canı sıkkın benden uzak kalmak onuda rahatsız ediyor. Ne de olsa her sene belirli sürelerde ya annesinden ya da benden bir şekilde uzak kalıyor. Geçtiğimiz dönemde 6 ay beraberdik ancak bu sürede benim işsizlik problemim yüzünden yine keyfimize göre yaşayamadık beraberliğimizi.

Şimdi çok daha iyi anlıyorum. Babamızın neden devlet memurluğunda kalıp diğer arkadaşları gibi büyük müteahhitlik peşinde koşmamasını ve bu durumun ailemiz açısından yarattığı büyük avantajı. Zamanında anlamamak gafletine düştük.

Neyse başta dediğim gibi dış güçler mutsuzluk bombası atmışlar. Ayakta kalıp savaşmak ve bombanın etkisini geçirmek lazım.

Korku

Bugün pazar ve ben yine işimin başındayım. Buralarda özellikle inşaat sektöründe iş kanunu diye bir şeyin sözünü etmek imkansız.

Çalışma şartları; patron gelir saltanatın içinde, yalakaları etrafında düşecek kırıntıların peşinde. Bizler gibi gelecek yıllarını ipotek altına almış insanlarda ne derlerse onu yapma telaşı içinde.

Çalışma saatlerimiz

Hafta arası 07:00 - 18:00
Hafta sonu 07:00 - 18:00 pazar dahil. Eğer 15 günde bir patronun insafı varsa eve gitmeye izin var. Oda 5 saat gidiş 5 saat dönüş...cumartesi akşam çıkıp gece evindesin. Pazar gece çıkıp sabah işinin başındasın.

29 ekim Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhuriyet bayramı olduğu için buralarda öyle bayramlar yok. Ve bu aralar şöyle bir tartışma da başlıyor. Kurban bayramında gitmeyinde 2 yevmiye verelim çalışın. Ne hale düştük. Patron : "allah ne muradın varsa versin. "

Türkiyenin ilk 3 ünde olan bir üniversiteyi kazandığım da ne sevinmiştik. Babamızın parasıyla ne havamız vardı. Korkacak hiçbir şeyimiz yoktu.

Şimdi ne oldu kendi paramızı kazanırken, karşı koyamadan koyun gibi dinliyoruz çobanlarımızı.

Bunca yıl sonra bu yaşıma geldiğimde ne elde ettim derseniz GÜL GİBİ KORKULARIM var.

Şeytan diyorki bırak herşeyi. Ne olacaksa görelim. Eteğimizde ağırlık yapan taşlar düşsün.

Tabiki olmaz biz şeytana mı inanacağız. Kaybedeceğiz korkusuyla yaşamaya devam. Ve böyle devam ettikçe kaybedeceğiz.

Şimdi

An da, Anın içinde yaşa gibi kendime telkinlerde bulunurken, 7 gün 24 saat çalıştığım şantiyede, geçmişin güzellikleri, geleceğin umudu içinde geçiyor günlerim.

2 yıldır, kızım (geçen sene de ateşi yükselmişti.) 39 derece ateşle evde yatarken ben kah orada bir şantiyede, kah burada başka bir şantiyede işin dramatik anlatımıyla ekmek kavgasının içinde boğuşuyorum. Hani diyor ya bir şarkıda şimdi istanbulda olmak vardı anasını satayım. Ben de şimdi kızımın yanında olmak vardı anasını satayım diyorum.

Mühendisliğin verdiği onuru yaşayamadım bu güne kadar. Sahi bu ülkede mühendisliğin bir onuru var mı? Yıllarca ilkokul mezunu müteahhitleri suçlarken mühendisleri anlamıyorlar diye buradaki müteahhit türkiyenin en iyi üniversitesinden mezun..