TRAMBOLİN



Trambolin,

Bir çeşit yay. Bir çok çeşidi olmakla birlikte en çok kullanılanlar dairesel şekilli olanlardır. Son zamanlarda AVM'lerde çocuk alanlarında çok sık karşımıza çıkmakta. Aynı zamanda Yol üstü lunaparklarda.

Üstüne çıkarsınız ağırlığınız ve üzerine uygulayacağınız kuvvetle birlikte yay gerilimle yüklenir ve sizi yukarı doğru atar. Yukarıya geldiğinizde yerçekimi kuvveti sizi aşağıya doğru çeker.

Burada trambolinin Borsa, Döviz, Altın, Petrol vs. gibi ekonomi göstergelerinin, büyük çocukların oyunlarında karşımıza çıkan yönünden bahsedeceğim. Yukarıda bahsettiğim ekonomi parametleride trambolin hareketine benzer tarzda hareket eder. Gerilim aşağıda birikirse yukarı gönderir. Ancak yukarıda öyle bir noktaya gelirsiniz ki artık yaydan kaynaklanan itme kuvveti sıfırlanır ve yerçekimi kuvveti devreye girer. Tekrar aşağı doğru hareket başlar. Düşüşte ve Yükselişte mutlaka bir miktar esneme payı vardır. Ancak sonuçta denge noktasına ulaşır ve herhangi bir kuvvet uygulanmadığı müddetçe o noktada kalır.

Devamı gelecek

Ekonomi


Bu güne kadar ekonomiyle ilgili hiç bahsetmemişim dikkatimi çekti. Hani kazanma yolları söyleyecektim. Yarın bununla ilgili bir yazı yazmalıyım.

Şimdilik şu kadar söyleyeyim. Borsaya dikkatinizi çekmek isterim. Hareketlendi 30 704 civarında dünkü kapanış. Peki bugün ne olacak? Ben büyük televizyonların büyük ekonomistlerinden değilim. Ama diyorum ki önümüzde biraz daha artış söz konusu. Sonra tekrar gerileme sonra tekrar artış, tekrar gerileme vs. vs. bu böyle endeks kriz öncesi haline geri gelene kadar, her artış, her gerilemeden daha fazla olmak kaydıyla devam edecek. Yani 59000'lere. Televizyonlarda diyecekler burada destek, burada köstek ve burada direnç var. Eğer hareketler dirençlerin üzerine çıkıp altında kapatıyorsa hareket yukarı, desteklerin altına inip yukarıda kapatıyorsa aşağı, köstekler varsa da uzak durun spekülasyonlar olacaktır. :)

neyse devamı gelecek.

SNOOKER




Son günlerde eurosport'ta snooker izleyerek harcıyorum zamanımı. Çok zekice tasarlanmış bir oyunmuş onun farkına vardım. Her gün birkaç maç izlemeye çalışıyorum.
Bu gece John Higgins ve Mark Selby'nin, 13-12 Higgins'in galibiyeti ile sonuçlanan çeyrek final maçını seyrettim.
Yıllarca satrancın bir zeka oyunu olduğu fikriyle ezberlerimize yerleştirilen düşünceyle, bu gece bu maçı seyrederken oldukça savaştım. Evet satranç bir zeka oyunu insan zekasını geliştirdiği kabul edilmiştir. Peki Snooker nedir?
Bir bilardo oyunudur. Topların puanları ve oyunun kuralları birçok sitede anlatılıyor. Bende öğrendiklerimle biraz anlatayım. 15 kırmızı (her biri 1 puan), Siyah (7 puan), Pembe (6 puan), Mavi (5 puan), Kahverengi (4 puan), Yeşil (3 puan) ve sarı (2 puan) olmak üzere puanlandırılmıştır. Topların masaya dizilimi üstteki gibidir. Oyuncu oyuna ıstakasıyla beyaz topa vurarak, beyaz topu kırmızı toplara vurdurmasıyla başlar. Kırmızı topu deliğe atan devam eder ve arkasından bir renkli top atmak zorundadır. Kırmızı toplar deliklerde kalırken renkli toplar tüm kırmızılar bitene kadar çıkartılır ve kendisine ait olan başlangıç noktasına konur. Eğer başlangıçtaki yeri başka bir top tarafından kapanmışsa. Masa da boş olan en büyük puanlı yerine konur. Amaç beyaz top aracılığıyla masadaki bütün topları deliklere atarak fazla sayı almaktır.

Tenisteki setlere benzer bir oyun sistemi var. Yukarıda bahsettiğim 13-12 lik skor da masa 25 defa aynı şekilde dizildi. Bunların her birine Frame adı veriliyor. Bir çeşit set. Oyuncu her bir frame de rakibinden daha fazla sayı almaya çalışıyor. Bir frame de tek ıstakada alınabilecek maksimum sayı 147. dolayısıyla rakibinizin sizin sayınıza ulaşamayacağı bir sayıya ulaştığınızda o frame noktalanmış oluyor. Topunuzla sırası olan topa vuramadığınız zaman renkli top veya kırmızı ise en az dört puan olmak kaydıyla ceza puanını ve sıranızı rakibe veriyorsunuz. Daha bir çok kural var anlatacağım. Ama ben farklı bir tarafa bakacağım.

Oyunda en fazla sayıyı almak önemli olduğu kadar rakibinize de sayı alabilecek pozisyon bırakmamanız veya hata yapmasını sağlamanız da önemli. Onun için satrançtaki gibi her bir hamlenizde ilk önce sayı almayı düşünüyorsunuz. Daha sonra beyaz topu bir sonraki en iyi hamleyi yapabilecek konuma getirmeniz gerekiyor. Olası bir topun sayı olmaması durumunda da rakibinize uygun pozisyon kalmayacak şekilde de plan yapmanız gerekiyor.Tüm bunlar Fiziğin temel kurallarından biri olan İMPULS - MONENTUM' uygun olarak elinizde bir ıstaka yardımıyla yapıyorsunuz.

Yani siz ıstakaya yön veriyor ve kuvvet uyguluyorsunuz, O gidip beyaz topa diyor ki, sen burdan karşıdakinin sağına (veya soluna) şu şiddette git vur, daha sonra ilerdeki topun pozisyonuna göre en uygun yerinde dur. Ve bu gece seyrettiğim oyuncular bunu o kadar güzel uyguladılarki. Televizyon spikerinin söylediği gibi nakış işler gibi masayı işliyorlardı.

Satranç, 64 kare, 16 sizin ve 16 rakibinizin olmak üzere ve değişik hareket kabiliyetleri ile bir tahta üzerinde minyatürlerle oynanan ve milyonlarca olasılık olan bir oyuna zeka oyunu diyorsak. Masa üzerinde 22 topla oynanan sonsuz eğri üzerinden hareketle sonsuz olasılığın olduğu SNOOKER'a ne dememiz lazım. Sadece bir tür bilardo oyunu mu? İzleyin lütfen ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

Yıllarca spor programı yapıyoruz diye bizleri futbol hastası yapan televizyon programcılarına da ayrıca yazıklar olsun diyorum. CURLING'ten de ilerde bahsedeceğim.

Nerdeyim?

Yin - Yan döngüsü

Doğu felsefesine göre derler ki
Hayat zıtlıklarla doludur. Ve bunuda yandaki şema ile anlatırlar.
İyilik - kötülük,
Zenginlik - Yoksulluk
Mutluluk - Mutsuzluk
Aydınlık - Karanlık
vs vs.

Ve derler ki her durum kendi içinde de karşıtını barındırır.

Her aydınlığın sonunda bir karanlık, her karanlığın sonunda bir aydınlık vardır. Aynı zamanda her aydınlığın içinde bir karanlık zaman dilimi, her karanlığın içinde bir aydınlık zaman dilimi vardır. Bu çok güzel ve kesinlikle doğru bencede (ben ne oluyorsam) ancak aşağıdakileri okuyunca cevap verin bakalım.

Bugün içinde başıma gelenlerden bahsedeyim.

Sabah çok kötü sözlerle uyandım.
Çok güzel bir kahvaltı ve sohbeti yaptım.
Kredi kartı borcumun miktarını gördüm çöktüm.
Öğleden sonra beni düşünen birileri olduğunu öğrendim rahatladım
Akşam eve geldim kızım sınıf birincisi olmuş sevindim
Dostumla sohbet ettim çok güldüm
Akşam berbat bir kavga ettim yıkıldım.
Arkadaşıma telefon ettim uykudan uyandırdım. Yeni işinde mutlu olduğunu öğrendim sevindim.
Koltuğa uzandım akşam ki kavgam aklıma geldi sinirlendim
Dostum bloğunda benim bir yazımı yayınlamış çok mutlu oldum

Peki ben şimdi bu şemanın neresindeyim? ne durumdayım?

Güven

Aşağıdaki Hikayede dostumun sitesinden. Ellerine sağlık.

Güven...
Bir zamanlar üç arkadaş varmış... Aşk, Dostluk ve Güven...
Üçü birarada oldumu harikaymış herşey...
Gün gelmiş aşkın işi çıkmış... Eh meslek bu kolay mı?
Ama dostlarından ayrılmadan önce söz vermiş onlara

-Beni özlediğinizde gelin demiş; uzaklarda olmayacağım.
Nerde gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayım.Ve ayrılmış yanlarından...

-Peki demiş Dostluk Güvene; madem öyle ben de yoluma düşeyim... Görev çağırır... Ama merak etme, nerde birlikte ağlayan iki insan görürsen işte beni orada bulursun.

Güven ağzını açmış veda etmek için ama Dostluk ayrılmış arkadaşının yanından onun son sözünü dinlemeden... Ve gitmiş uzaklara... Güven sessizce içinden geçirmiş elinde olmadan...Beni kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız...

Dostum Ellerine sağlık

Aşağıdaki yazıyı bir dostumun bloğundan aldım. Ellerine sağlık. ne güzel anlatmışsın. Kendine iyi bak ama sakın benden de uzak olma. :)


Kendine İyi Bak Derler Ve Giderler
O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim.
Istesem de istemesem de.
Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olurda bir gündönersem seni iyi bulmak istiyorum."
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim.
Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik.
Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim.
Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim.
Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum.Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum"
"Kendine iyi bak.Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben.
Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, Yapayalniz birakiyorum ben.
Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum."
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" gözleriyle ayrilirlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar..
*Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar
*Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler.
Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler.
En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin.
*Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin*
Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak, derler ve giderler.
Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler.
Bir tek anilari birakirlar geride, Bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler.
Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, Çünkü insafsizliklarini görmek istemezler.
Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler.
"Kirildim ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim
"Diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara aslakapanmayacaktir, bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadir çogu zaman.
Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin....
*Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin.
Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin.Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin.
Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem.. Keske döndürebilsek zamani geriye.
Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan.
Nafile...Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?
Sen eksikken, ben nasil tam olurum?
Senden kalan boslugu kimlerle doldururum?
Savassak aramiza giren seytanla olmaz mi?
Hani büyük asklar her türlü engeli asardi,
hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi,
Hani sevgi eninde sonunda kazanirdi?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi?
Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi?
Bunlarin hepsi yalan mi?... Sahiden...,
Gitmesen olmaz mi?
Bitmesek olmaz mi?
Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun...
Öyleyse...
Sen de "Kendine İyi Bak.
"Kendine İyi Bak derler, kursunu kafana sıkıp giderler"

Zamanı Anlamak

Kendime merhaba,

Dün kısa pantolonlarla orda burda gezinirken, gelecekle ilgili hayaller kurardık.

Bir salıncakta sallanıyorsak eğer pilot olmak isterdik. İleride yükseklik korkusunun beynimize yerleşeceğini bilmeden.

Futbol oynuyorsak eğer maradona veya pele olmak isterdik. İleride sakatlanıpta oynayamazsın dediklerini duymadan.

Aşk filmi seyrederken aşık olurduk, sadece filmlerde yaşanabileceğini düşünmeden.

İlkokula başladığımızda ikinci bir anne gibi sarıldık öğretmenimize, 5 sınıfta kapının önüne konulacağımızı bilmeden.

Yarın olmalıydı her zaman biraz daha büyüyüp üstteki dallara ulaşmak isterdik, ilerde aşağılara hiç eğilemeyeceğimizi bilmeden.

Her engel çıkışında yeni hayaller kurduk. Zamanın nasıl geçtiğini bilmeden.

Rakamlara Anlam Yüklemek

Son günlerde bir seçim telaşıdır almış başını gidiyor. Öncesinde A partisi geçen şunu almıştı bakalım bunu alabilecek mi? Sonrasında oyumu arttı? yoksa yüzdelik dilimi mi? acaba ne kadar azaldı? azalmasının sebepleri nelerdi? seçim öncesi anketlerde neler çıkmıştı? Bu son açılımın ona faydası ne oldu? - mi? + mı?

Seçim öncesinden başlayayım. Anketler yapılmış, denekler seçilmiş, (miş diyorum bu güne kadar devre tatil sistemi dışında hiç bir anket içinde bulunmadım. Yakınımda da seçim anketine katıldım diyeni duymadım. Karşılaşmamam bir olasılıktır ve olabilir.) kimi %50 şu alır kimi %50 bu alır dedi.

Sonuçta belirli standart denek seçme yöntemine, yani bir grubun maximum özellikleriyle temsil edildiği varsayılan kişiler anketin içine alındı. Peki bunlar kimdi? Daha doğrusu kim olması gerekiyordu?

1)Şehir merkezinde oturan grup,
A) Alt gelir grubu (varoşlarda oturanlar, kapıcılar)
B) Orta gelir grubu (Emekli, Çalışanlar)
C) Üst gelir grubu (Patronlar)
2)İlçelerde oturanlar
A) Alt
B) Orta
C) Üst gelir grupları
3)Köylerde oturanlar
A)Toprak sahipleri
B)Marabalar
4)Muhafazakarlar
A)Aşırı tutucular
a)Düşük gelirli
b)Yüksek gelirli
B)Gelenekçiler
a)Düşük gelirli
b)Yüksek gelirli
C)Kazanç elde etmek için muhafazakar görünenler
5)Yenilikçiler
A)Düşük gelirli
B)Yüksek gelirli
6)Üniversite okumuşlar ve okuyanlar
A)Özel üniversite okumuşlar
a)Paralı okuyanlar
b)Burslu okuyanlar
B)Yurt dışı eğitim almışlar
C)Devlette okumuşlar
D)Mezun işsizler
E)Mezun çalışanlar (Bunlar içinde kendi mesleğini yapanlar ve yapmayanlar, yüksek gelir elde edenler, etmeyenler)
7)Lise ve Yüksek okul mezunları
A)Kolej mezunları
B)Devlet okulu mezunları
C)İşsizler
D)Çalışanlar (Mezun çalışanlar için geçerli kırımlar bunlar içinde geçerli)
8)Parti üyeleri
9)Bayanlar
10)Erkekler
vs. vs.
Sonuçta bu liste uzadıkça sonuca en yakın tahmini yapmak standart sapma değerleri de içine alındığında daha fazla mümkün olması gerekirdi. Ama gördüğüm kadarıyla bunu başarabilmiş kimse yok. Seçim öncesinde ahkam kesiyorlar, insanlara yön veriyorlardı. Başarısız oldular ne oldu hiç birşey bedeli var mı hayır kesinlikle yok. Diyebilirizki ama bundan sonra tahminlerinin güvenilirliği kalmaz ve zor müşteri bulurlar. Hayır kesinlikle olmayacak derim. Biz unutacağız başarısızlıkları sadece firmaların isimleri kalacak hafızalarımızda.

Seçimden sonra bir firma yaklaşık 1800 denek üzerinden araştırma yaptıklarını söyledi. Yukarıda ilk aklıma gelenleri saydığım kırılımla 64 grup (8'e kadar olan kırılımların bayan ve erkeği olabileceği için) buldum grup başına 28 denek oluyor. Seçimde 48 milyon kişinin %80 katılımla oy verdiğini düşünürsek, 28 denek 600 000 kişiyi temsil etmekte. (Ayrıca şahısların yukarıdaki özelliklerden 1 kaçını aynı anda sağlama ihtimali de var.)

Yorum ve değerlendirme sizin