EN KISA PERİ MASALI
Günlerden birgün bir adam bir kadina 'benimle evlenir misin?' diye sordu, kadin 'hayir' dedi.
Ondan sonra da kadin mutluluk içinde yasadi, aliverise gidebildi, arkadaslariyla şarap içebildi, her zaman temiz bir evi oldu, kimsenin arkasını toplamadı; hiçbir zaman yemek pisirmesi gerekmedi, her zaman ayakkabilarla dolu bir gardrobu oldu ve zayıf kaldı........
Yazıyı yazanların ellerine sağlık.
Su ve Hava
23 Mart 2009 Pazartesi -
by:
saysbook

Dışarda yağmur var. Bardaktan boşanırcasına derler ama bence olması gerektiği gibi yağan yağmur. Çünkü bu tabir oldukça anlamsız geliyor bana. Bardaktan boşanmak. Bir bardak suyu alın lavabonuza boşaltın bakayım ne kadar benziyor herhangi bir yağmur yağmasına. Çünkü bardaktan su akarken süreklilik arz eder. Damla oluşturmaz. Eğer bardak içindeki suyun damla oluşturmasını beklerseniz, o zaman da yoğun bir akışla değil, seyrek bir akışla karşılaşırız ki bu durumda da çok yağıyor anlamında kullanılan bardaktan boşanırcasına yağmak için kullanılan tabir yerini bulmaz.
Konumuza geçelim,
Birkaç yıl önce genç bir arkadaşımla sohbet ederken kullandığım bir tabir vardı. (Çevremdeki fiziksel olayları gözlemleyerek elde ettiğim.) Ona dedim ki "HAVA'NIN İÇİNDE SU OLMA, SUYUN İÇİNDE DE HAVA OLMAYA ÇALIŞMA" çünkü her iki durumda da bütünden atılırsın. Pek tabi ki bu durumda diyebilirsiniz, HAVA'nın içinde SU buharı var, SU'yun içinde de (genel bir yanılgı olan oksijen'e hava deriz.) HAVA var. O zaman bu tabir ne kadar doğru?
Benimde size cevabım şu olacaktır. Dikkat ederseniz şartlarda meydana gelen herhangi bir değişiklikte HAVA içindeki SU'yu, SU içindeki HAVA'yı bırakır. Sadece herhangi bir şey o andaki durumun değişmesini sağlayacak şekilde gelişmezse içerisinde kalırsınız. Şartlarda değişiklik oldu mu mutlaka ana kütle sizi dışarıya atacaktır. Atıldıktan sonrada yeri gelir siz kendinize benzeyen ana kütleye ulaşırsınız (eğer şanslıysanız) ya da yok olur gidersiniz.
HAVAnın içinde SU iseniz= size su buharı
SUyun içinde HAVA iseniz= Size çözünmüş oksijen diyeceklerdir.
Hiçbir zaman bütünün kendi adıyla anılamayacaksınız. Bu benim umurumda değil diyorsanız, o zaman bende, "Hayatınız boyunca bunun umrunuzda olacak şartlarla karşılaşmamanızı dilerim" derim.
(Resim vikipedia'dan)
Konumuza geçelim,
Birkaç yıl önce genç bir arkadaşımla sohbet ederken kullandığım bir tabir vardı. (Çevremdeki fiziksel olayları gözlemleyerek elde ettiğim.) Ona dedim ki "HAVA'NIN İÇİNDE SU OLMA, SUYUN İÇİNDE DE HAVA OLMAYA ÇALIŞMA" çünkü her iki durumda da bütünden atılırsın. Pek tabi ki bu durumda diyebilirsiniz, HAVA'nın içinde SU buharı var, SU'yun içinde de (genel bir yanılgı olan oksijen'e hava deriz.) HAVA var. O zaman bu tabir ne kadar doğru?
Benimde size cevabım şu olacaktır. Dikkat ederseniz şartlarda meydana gelen herhangi bir değişiklikte HAVA içindeki SU'yu, SU içindeki HAVA'yı bırakır. Sadece herhangi bir şey o andaki durumun değişmesini sağlayacak şekilde gelişmezse içerisinde kalırsınız. Şartlarda değişiklik oldu mu mutlaka ana kütle sizi dışarıya atacaktır. Atıldıktan sonrada yeri gelir siz kendinize benzeyen ana kütleye ulaşırsınız (eğer şanslıysanız) ya da yok olur gidersiniz.
HAVAnın içinde SU iseniz= size su buharı
SUyun içinde HAVA iseniz= Size çözünmüş oksijen diyeceklerdir.
Hiçbir zaman bütünün kendi adıyla anılamayacaksınız. Bu benim umurumda değil diyorsanız, o zaman bende, "Hayatınız boyunca bunun umrunuzda olacak şartlarla karşılaşmamanızı dilerim" derim.
(Resim vikipedia'dan)
Misket=Gulle
19 Mart 2009 Perşembe -
by:
saysbook
Bu dönemlerde aslına bakarsanız sıkıntılı günler geçirmekte insanlar. Bir krizdir tutturulmuş gidiyor. Ama ben başka birşey paylaşacağım.
Çocuklukta oynanan, büyüdükçe oynanmak istenen ama bir türlü kendimize yakıştıramadığımız oyunlardan bir grubu, Misket veya bizim buralardaki adıyla Gulle'yle oynanan oyunlardır. (Zehir, beş kuyu, baş vb.)
Oyuna başlamak için, Gulle, içine konulacak bir cep ya da bezden bir torba, arkadaş (kayıp ya da kazancın yaşanacağı ve paylaşılacağı) ve uygun düz bir zemin gereklidir .
Saat yoktur buluşmak için. Bir kaç tane şartı (ödevler bitecek, yemekler yenecek, mevsime göre giyinilecek vb. ) yerine getirdiniz mi grup toplanır ve oyuna başlanır.
İlginçtir ki bu oyunda da her yiğidin ayrı bir yoğurt yemesi vardır. Nasıl mı? bir kaç tane örnek vereyim.
Kimisi Gulle'yi orta parmağının üstüne koyar, baş parmağıyla sıkıştırır, orta parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Kimisi, avucunu yumruk gibi yapar, Gulle'yi baş parmağı ve işaret parmağının arasına koyar, avucunun dışını yere bakacak şekilde, baş parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Ve bir başkasıda baş parmağı ve orta parmağının arasında tutarak kol kuvetiyle atar.
Benim hatırladığım bu üç tutuş şeklide oyunun kurallarına uygundur. (Kazanmak için her yol mübah değildir çünkü oyundan atılırsınız ve ertesi gün sizinle kimse oynamak istemeyecektir.) Amaç tektir. Kazanmak. Daha fazla gulle sahibi olmak.
Anneniz ve babanız size söylemez nasıl tutacağınızı. Görürsünüz denersiniz ve size en uygun pozisyonu bulursunuz.
O zaman diyebilir miyiz? Hayatı nasıl tuttuğunuz önemli değil, sonuçta ulaşmak istediğiniz kazancı yapıyor olmanız önemlidir diye.
Cevap hepimizin içinde saklı. Yine herkes kendi cevabını verecektir.
Çocuklukta oynanan, büyüdükçe oynanmak istenen ama bir türlü kendimize yakıştıramadığımız oyunlardan bir grubu, Misket veya bizim buralardaki adıyla Gulle'yle oynanan oyunlardır. (Zehir, beş kuyu, baş vb.)
Oyuna başlamak için, Gulle, içine konulacak bir cep ya da bezden bir torba, arkadaş (kayıp ya da kazancın yaşanacağı ve paylaşılacağı) ve uygun düz bir zemin gereklidir .
Saat yoktur buluşmak için. Bir kaç tane şartı (ödevler bitecek, yemekler yenecek, mevsime göre giyinilecek vb. ) yerine getirdiniz mi grup toplanır ve oyuna başlanır.
İlginçtir ki bu oyunda da her yiğidin ayrı bir yoğurt yemesi vardır. Nasıl mı? bir kaç tane örnek vereyim.
Kimisi Gulle'yi orta parmağının üstüne koyar, baş parmağıyla sıkıştırır, orta parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Kimisi, avucunu yumruk gibi yapar, Gulle'yi baş parmağı ve işaret parmağının arasına koyar, avucunun dışını yere bakacak şekilde, baş parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Ve bir başkasıda baş parmağı ve orta parmağının arasında tutarak kol kuvetiyle atar.
Benim hatırladığım bu üç tutuş şeklide oyunun kurallarına uygundur. (Kazanmak için her yol mübah değildir çünkü oyundan atılırsınız ve ertesi gün sizinle kimse oynamak istemeyecektir.) Amaç tektir. Kazanmak. Daha fazla gulle sahibi olmak.
Anneniz ve babanız size söylemez nasıl tutacağınızı. Görürsünüz denersiniz ve size en uygun pozisyonu bulursunuz.
O zaman diyebilir miyiz? Hayatı nasıl tuttuğunuz önemli değil, sonuçta ulaşmak istediğiniz kazancı yapıyor olmanız önemlidir diye.
Cevap hepimizin içinde saklı. Yine herkes kendi cevabını verecektir.
ELLER
18 Mart 2009 Çarşamba -
by:
saysbook
(Resim Vikipedia'dan alınmıştır)
Yıllar önce bir tartışmada, ressamların yaptıkları tablolarda, elleri istedikleri pozisyonda yerleştiremediklerini gördüğümü ve bunun neden yapılamadığını bir türlü anlayamadığımı belirtmiştim.
Tabloyu çizen EL di. Ve kendisini yerleştiremiyordu içine. İnsan beyni hergün onlarca pozisyonda gördüğü EL' e hükmedip tablonun içine kendisini yerleştirmesini sağlayamıyordu. Akıl almaz bir sırmış gibi geliyordu bana.
Ancak yandaki ALBRECHT DURER'in (1471 - 1528) ELLER (HANDS) adlı resmini gördükten sonra bunun akıl almaz bir sır değil yeteneksizlik olduğunu keşfettim.
Hikayesi birçok yerde farklı anlatılıyor, bence önemli olan hangisinin doğru olduğu değil, böyle mükemmel bir yeteneğin varolmuş olması.
Yıllar önce bir tartışmada, ressamların yaptıkları tablolarda, elleri istedikleri pozisyonda yerleştiremediklerini gördüğümü ve bunun neden yapılamadığını bir türlü anlayamadığımı belirtmiştim.Tabloyu çizen EL di. Ve kendisini yerleştiremiyordu içine. İnsan beyni hergün onlarca pozisyonda gördüğü EL' e hükmedip tablonun içine kendisini yerleştirmesini sağlayamıyordu. Akıl almaz bir sırmış gibi geliyordu bana.
Ancak yandaki ALBRECHT DURER'in (1471 - 1528) ELLER (HANDS) adlı resmini gördükten sonra bunun akıl almaz bir sır değil yeteneksizlik olduğunu keşfettim.
Hikayesi birçok yerde farklı anlatılıyor, bence önemli olan hangisinin doğru olduğu değil, böyle mükemmel bir yeteneğin varolmuş olması.
SİZ, Sen ve Siz
17 Mart 2009 Salı -
by:
saysbook
Bugün NTV de CANLI GASTE programında, İZZET GÜNAY ve TÜRKAN ŞORAY'ın başrollerini paylaştığı 41 yıl önce çekilen VESİKALI YARİM filminin oyuncuları ile yapılan röportajı seyrederken bu yazıyı yazmak aklıma geldi.
Bu film çekildiğinde babam 20 li yaşlarının sonlarında, annem ise ortalarında olduğu dönemler. İkisi acaba bu filmi hangi yazlık sinemada ve kaç kuruşluk leblebi, çekirdek yiyor ve hangi meşrubatı yudumlarken seyrediyorlardı. Alaska Frigo var mıydı? Bu orta yaş bunalımı olsa gerek. Merak işte.
Anlatmak ve paylaşmak istediğim, Filmin Hikayesi veya Annem ve Babamın ne yiyip içtikleri de değil.
Eski filmlerde özellikle diyaloglarda yaşayan ayrı bir dil vardı. Daha çok hatırladığımız - NAYIR - NOLAMAZ gibi duygu yüklü, söyleyenin maddi ve manevi çöküntünün içinde sarfettiği kelimeler ve karşı tarafın - FAKAT NEDEN BU KADAR ÜZÜLDÜNÜZ Kİ KUZUM? BİLİYORSUNUZ BİZ AYRI DÜNYALARIN İNSANLARIYIZ vb...devam eden cümleler.
Bu filmlerde asıl benim dikkatimi çeken, bugün pek çoğumuzun kullanmadığı SİZ kelimesi veya -NUZ, NİZ vb. son ekler. İngilizce' deki YOU' nun karşılığı. (SEN veya ÇOĞUL SİZ değil.) Kibarlığın, Saygının ve Sevginin SİZ'i.
Artık çekindiğimiz veya korktuğumuz birine karşı kullanıyoruz. İşimizi kaybetmekten, anlaşmayı yapamamaktan ve her ne olursa olsun görece kazanımlarımızı kaybettirme gücü elinde olanlara karşı kullanıyoruz. Saygı duyduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Karşımızdaki de bizim saygımıza layık olduğunu düşünüyor. Aslında tamamen kandırmaca.
Sonuç olarak neden kullanmadığımızı veya kullandırılmadığını bilmiyorum. Belki artık Kibarlık yumuşaklık, Sevgi ve Saygı'nın başka dünyaların kavramları olduğunu düşündüğümüzden kullanmıyoruz.
Sanırım SEN gibi sözlüye kaldıran (okul yıllarımızın kabusu) veya hedef gösteren kaba bir kelimenin yerine,
Kibarlığın = Şahsınızın zerafeti
Saygının= Gösterişi
Sevginin = Muhteşemliği ni barındıran SİZ' i kullansak
Savaşları bitirmez ama biraz daha keyifli sohbetler yaşamamızı sağlar diyorum.
Tabiki
Nasıl İsterseNİZ
Bu film çekildiğinde babam 20 li yaşlarının sonlarında, annem ise ortalarında olduğu dönemler. İkisi acaba bu filmi hangi yazlık sinemada ve kaç kuruşluk leblebi, çekirdek yiyor ve hangi meşrubatı yudumlarken seyrediyorlardı. Alaska Frigo var mıydı? Bu orta yaş bunalımı olsa gerek. Merak işte.
Anlatmak ve paylaşmak istediğim, Filmin Hikayesi veya Annem ve Babamın ne yiyip içtikleri de değil.
Eski filmlerde özellikle diyaloglarda yaşayan ayrı bir dil vardı. Daha çok hatırladığımız - NAYIR - NOLAMAZ gibi duygu yüklü, söyleyenin maddi ve manevi çöküntünün içinde sarfettiği kelimeler ve karşı tarafın - FAKAT NEDEN BU KADAR ÜZÜLDÜNÜZ Kİ KUZUM? BİLİYORSUNUZ BİZ AYRI DÜNYALARIN İNSANLARIYIZ vb...devam eden cümleler.
Bu filmlerde asıl benim dikkatimi çeken, bugün pek çoğumuzun kullanmadığı SİZ kelimesi veya -NUZ, NİZ vb. son ekler. İngilizce' deki YOU' nun karşılığı. (SEN veya ÇOĞUL SİZ değil.) Kibarlığın, Saygının ve Sevginin SİZ'i.
Artık çekindiğimiz veya korktuğumuz birine karşı kullanıyoruz. İşimizi kaybetmekten, anlaşmayı yapamamaktan ve her ne olursa olsun görece kazanımlarımızı kaybettirme gücü elinde olanlara karşı kullanıyoruz. Saygı duyduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Karşımızdaki de bizim saygımıza layık olduğunu düşünüyor. Aslında tamamen kandırmaca.
Sonuç olarak neden kullanmadığımızı veya kullandırılmadığını bilmiyorum. Belki artık Kibarlık yumuşaklık, Sevgi ve Saygı'nın başka dünyaların kavramları olduğunu düşündüğümüzden kullanmıyoruz.
Sanırım SEN gibi sözlüye kaldıran (okul yıllarımızın kabusu) veya hedef gösteren kaba bir kelimenin yerine,
Kibarlığın = Şahsınızın zerafeti
Saygının= Gösterişi
Sevginin = Muhteşemliği ni barındıran SİZ' i kullansak
Savaşları bitirmez ama biraz daha keyifli sohbetler yaşamamızı sağlar diyorum.
Tabiki
Nasıl İsterseNİZ
Oyun
-
by:
saysbook
Birgün yolunuz bir dere kenarına düşerse ve yanınızda canınızdan çok sevdiğiniz çocuğunuz varsa onunla oynayabileceğiz (hiçbir teknolojik ekipmana gerek duymadan) bir oyundan bahsetmek istiyorum.
Hem çocuğunuza hemde kendinize küçük bir dal parçası (10-15 cm) alın. Derede başlangıç ve bitiş çizgisi belirleyin. 1,2,3 diyerek dalları suya atın. Bitiş çizgisine ilk önce hanginizin dalı ulaşacak bakalım. Çocuğunuzla birlikte dalların yanından koşturmayı unutmayın. (Çocuklar hareket etmeden hiçbir oyundan uzun süre zevk almazlar.)
Küçük bir tavsiye kimi zaman erken atın çoğu zamanda geç atın dalı çocuğunuz farketmeden. Çoğu zaman o kazansın ama arada bir de kaybetsin. Böylece hayata bir nebze olsun alıştırmış olursunuz.
Hem çocuğunuza hemde kendinize küçük bir dal parçası (10-15 cm) alın. Derede başlangıç ve bitiş çizgisi belirleyin. 1,2,3 diyerek dalları suya atın. Bitiş çizgisine ilk önce hanginizin dalı ulaşacak bakalım. Çocuğunuzla birlikte dalların yanından koşturmayı unutmayın. (Çocuklar hareket etmeden hiçbir oyundan uzun süre zevk almazlar.)
Küçük bir tavsiye kimi zaman erken atın çoğu zamanda geç atın dalı çocuğunuz farketmeden. Çoğu zaman o kazansın ama arada bir de kaybetsin. Böylece hayata bir nebze olsun alıştırmış olursunuz.
Gri bir renk değil
-
by:
saysbook

Resim yine bir ustadan.
Ama benden olan bir öykü,
Yıl 1993 bir şubat günü Kadıköy - Beşiktaş Vapurundayız. Mümkün olan en kalın kıyafetler üstümüzde.
Vapurun yan tarafında elimizde sigaralar sırtımızı vermişiz soğuk pencerelere. Etrafımız bizim kadar sigara düşkünü bizim kadar üşüyen insanlarla dolu
İstanbul yine sisli, istanbul yine puslu
Edebiyata bayan arkadaş tavlamak konusunda ilgili bir arkadaşımız geldi ve İstanbul'un en çok bu mistik halini seviyorum dedi.
Diğer arkadaşımın muhteşem cevabı.
Ne mistiği? her taraf gri ve biz burada donuyoruz sigara sevdasına.
Ne zaman İstanbul'un böyle Sisli - Puslu halini görsem bu olay aklıma gelir. İşte bizim birçok şairimiz, Hikayecimiz gri rengi bize mistisizm olarak tanıtır. Ve içinde birşeyler arar. Ama alt tarafı gri 'dir ve gökkuşağında görünmez.
Biz Milyonlarla Doğduk
-
by:
saysbook
Hayırlı Uğurlu Olsun
16 Mart 2009 Pazartesi -
by:
saysbook
Merhaba,
Uzun zamandır yapmayı düşünüpte herşeyde olduğu gibi bir türlü odaklanamadığım internet üzerinden yayınlarıma bu blogla başlıyorum.
Benim olan bu alanda herkesin hayatından bir kesit bulunacağını belirtmek isterim.
Neler mi olacak?
Baba - Anne - Çocuk çekirdek aile ilişkileri
Daha Fazla Kazanma Yöntemleri (DFKY)
Haberler hakkında yorumlar
Aktiviteler ve bunların sonuçları
Hayattan beklentiler
Tecrübeler
Duyduklarım, gördüklerim, tahminlerim
Gözün gördüğü, gönlün istedikleri
Yeri gelecek kahve masasında vatanı kurtaracağım, arada bir okeyi çekip atacağım, arada bir çift okeyle kaybedeceğim.
Yani herkesin anlayacağı birşey hayatı nasıl yaşıyorsam onları anlatmaya çalışacağım.
Hayırlısı ne ise o olsun
Uzun zamandır yapmayı düşünüpte herşeyde olduğu gibi bir türlü odaklanamadığım internet üzerinden yayınlarıma bu blogla başlıyorum.
Benim olan bu alanda herkesin hayatından bir kesit bulunacağını belirtmek isterim.
Neler mi olacak?
Baba - Anne - Çocuk çekirdek aile ilişkileri
Daha Fazla Kazanma Yöntemleri (DFKY)
Haberler hakkında yorumlar
Aktiviteler ve bunların sonuçları
Hayattan beklentiler
Tecrübeler
Duyduklarım, gördüklerim, tahminlerim
Gözün gördüğü, gönlün istedikleri
Yeri gelecek kahve masasında vatanı kurtaracağım, arada bir okeyi çekip atacağım, arada bir çift okeyle kaybedeceğim.
Yani herkesin anlayacağı birşey hayatı nasıl yaşıyorsam onları anlatmaya çalışacağım.
Hayırlısı ne ise o olsun
