ÖFKE

Aşağıdaki hikaye yıllar önce mail kutuma düşmüş okumuş ve çok etkilenmiştim. Bu sabah tekrar aklıma geldi ve neyseki hikayeler.net te buldum.

Sinirlendiğinizde Bu Öyküyü Hatırlayın;

Adam yeni kamyonuna bakmak için evinden çıktığında, üç yaşındaki oğlunun gayet mutlu bir biçimde elindeki çekiçle kamyonunun kaportasını mahvettiğini görmüş.


Hemen oğlunun yanına koşmuş ve çocuğun eline çekiçle vurmaya başlamış. Biraz sakinleşince oğlunu hemen hastaneye götürmüş. Doktor, çocuğun kırılan kemiklerini kurtarmaya çalıştıysa da elinden bir şey gelmemiş ve çocuğun iki elinin parmaklarını kesmek zorunda kalmış. Çocuk ameliyattan çıkıp gözlerini açtığında, bandajlı ellerini fark etmiş ve gayet masum bir ifadeyle, “Babacığım, kamyonuna zarar verdiğim için çok üzgünüm.” demiş ve sonra babasına şu soruyu sormuş: “Parmaklarım ne zaman yeniden çıkacak?” Babası eve dönmüş ve hayatına son vermiş...

Kraliçe Kenter - Prenses Şahin

Geçtiğimiz hafta adana sabancı tiyatro festivalinde KRALİÇE LEAR adlı oyuna gittik. Oyunda başroller büyük usta Yıldız Kenter ve Sedef Şahin paylaşıyorlardı.

Sayın Kenter, sizin için ne ve nasıl denir bilemiyorum. Yanlızca her oyununuzda olduğu gibi ayakta alkışlamak dışında yapabilecek birşey gelmiyor elimden. Geçmiyor zihnimden.

Sayın Şahin, kaç tane insana böyle bir şans gülerki? Orada sadece Yıldız hanımın yanında bulunmak için nelerini verirlerdi insanlar. Herkese her meslekte böyle bir rol arkadaşı veya hoca ile çalışma imkanı olsa. Ama her ustaya da böyle başarılı bir çırakla çalışma imkanı olsa.

Oyunu anlatmayacağım. Kraliçe Lear değilde Kraliçe Kenter olmalıydı. Anlatmayacağım ancak çok kısa olarak oyun, Kraliçe Lear'ı oynamayı kabul eden, yaşı oldukça geçmiş ve başaramayacağı varsayılan bir oyuncunun ezberine ve çalışmasına yardım eden arkadaşının kızı ile yaşadığı diyaloglar üzerine kurulmuş. Her diyalog veya hareket sanki Yıldız hanımın yaşadığı ve isyan ettiği şeylermiş gibi geldi.

Gidilmeli mi? Kesinlikle.

Melankoli

Bu sabah çocukları derslerine yolladıktan sonra oturdum. Masamın başına blogları gezeyim dedim. Eşim sürekli yapıyor ve oldukça da keyif alıyor bu gezilerinden. Bir çok arkadaşı var. Kendi sözü : Blogger camiasında tanımadığı yok.

Neyse bende gezeyim dedim. Ancak açtığım ve bana rastgelen sayfaların çoğu hüzün dolu geldi. Yanlızlıklarını paylaşmışlar. Kurulan cümleler ve yazım tarzı bende de olduğu gibi yanlızlık dolu. Belkide ben öyle hissediyorum. Bu sabah.

İstanbul'u ve öğrencilik yıllarımı özledim. Yine yeterince değerlendiremediğim aklıma geldi. Yeterince tadını çıkartamadığım günler. Hep bir pişmanlık var o günlerden geriye bende kalan. Yeterince taksimi gezememişim veyahut İstanbul'un yeterince altını üstüne getirememişim gibi geliyor.

Kadıköy sahilinin o kuşçularının (şimdi kaldırılmış) önündeki çay ocaklarında yeterince oturmamışım, yeterince simit çay yememişim gibi geliyor. İçim burkuluyor çok fazla şey yapmadım bunca senelik hayatımda o kadar çok şey yapabilirdim ki. İçim sıkılıyor. Özlüyorum o günleri. Neden daha fazla kullanmadım vapuru. Neden daha fazla içmedim o çaylardan ve neden daha fazla insanla tanışmadım oralarda.

Ve sürekli neden daha.......? sorusu

DİLEK

Dün akşam eve gittim oturduk bir güzel eşimin teyzesinden öğrendiği ev yapımı dönerin keyfine vara vara yedik. Bu arada nasıl olduysa bizim hanım coşmuş, ıspanak başı, Samandağ/Hatay' dan komşumuzun getirdiği iri kıyım fasulyeden oluşmuş kuru fasulye ve kızımın parmağını kesmesine mal olan salata ile tam da krallara layık bir sofra vardı. Tüm bunları afiyetle yedik sofradan da göbeğimizi kaşıya kaşıya kalktıktan sonra içim tatlı tatlı diye kıyılmaya başladı. Seç baklavası, olmazsa köseden baklava, hadi o da olmadı halka tatlı filan dedik üşengeçlik yaptım çıkmadım dışarı. Çayı koyduk Petit Beurre biskivü ve gofret le tatlı sevdamızı geçiştirelim dedik. Biraz mahsun bir şekilde salona geçtim televizyonda Surviver ı seyretmeye başladım ki kapı çaldı. Eşim açtı kapıyı Alt komşumuz Üstü muzlu ve çilekli, karamelli ve çukulatalı nefis bir pastayı getirmiş. Gülerek yanıma getirdi ve başka birşey dileseymişsin dedi. :))

Başka birşey dilesemiydim bilmiyorum ama o anda onu çok istedim ve oldu. Aslına bakarsanız ben ne istersem olur.

Emin olun, Siz de ne isterseniz olur.

Not: Resimdeki tatlı sadece görsellik için konulmuştur. Gelen pasta bundan birkaç kat daha güzeldi. En azından o anda bana öyle geldi. :))

Sorun Soruşturun

Hayattaki en önemli hatalarımdan birisi çok fazla güven duygusu içinde yetişmiş olmamdan kaynaklanan insanlara güven.

Bahsetmiştim kırtasiye açtım. Yıllardır böyle birşeyi açma hayaliyle yanıp tutuşuyordum. Bir arkadaşım sağolsun ön ayak oldu. Uygun ödemelerle mal almamı sağladı. Onun referansı sayesinde uzun vadeli alabildim malları. 

Yanlız son günlerde kafama takılan bir konu var sürekli kurcalıyor beynimi. Herşey bir akşam üstü iş yerimin bulunduğu binada oturan bir muhasebecinin dükkanıma gelmesiyle başladı. İçeriye girdi hayırlı olsun faslından sonra vergi levhamı ve yazar kasa kullanım belgemi görünce neden bu kadar acele ettiniz? vergi levhası ve yazar kasa belgesini çıkartmaya, 1 ay içinde çıkartabilirdiniz dedi. Bende o belgelerin çıkmasını bekledik deyince beklemenize gerek yoktu ki dedi. Nasıl yani dememe kalmadan şimdi dedi siz bu bir aylık sürenin Bağkur unu, muhasebeci parasını ve diğer işlem paralarını vereceksiniz ve en az 500 TL zararınız olacak dedi. Bir sonraki darbeyi vurmakta da gecikmedi burasını LTD. ŞTİ açtık deyince ne gerek vardı dedi. Biz ihalelere gireceğiz deyince de şahıs açınca her türlü işi çok daha rahat yapabilirdiniz dedi. Ve şahıs şirketi açmak 100-150 TL. LTD açmak 1500 TL dedi. Bende LTD yi biz 2150 TL ye açtık deyince bıyık altından güldü ve gitti.

O akşam gelen adam acaba yolda daha acil işlere dalmış ve bana geç kalmış aksallı dede miydi? yoksa güzelim köy yoğurdumun içine sinek atıp bu yoğurt pis diyen cin miydi? O günden sonra düşünüp duruyorum. sorup soruşturuyorum.

Bir şey yapmaya karar verdiğinizde sorup soruşturun. Güven her nekadar çok insani bir duygu ise dolandırıcılık ve üç kağıtta o kadar insani bir duygudur.

Bir hastalığın doğru teşhisinde en az 3 farklı doktor'a gitmek gerekiyorsa, Yapacağınız her işi en az 3 farklı insana sormanız gerekir. Diye düşünüyorum.

Şu anda 17 gündür aktif halde çalışıyor iş yerim ama ödemem gereken 2 aylık bağkurum var. Oda ıvırı zıvırı filan derken 1500 TL para demek.

Bilgilerinize


Yeni Hayatım

Bugünlerde yeni bir hayata merhaba dedim. İşsizliğimin çözülemeyeceğini gördüm. Kendi işimi kendim yaratmaya karar verdim. Bir tane şirket kurdum. Kırtasiye işi ile uğraşmaya başladım. Okulun yanında bir iş yerim var. Gün geçtikçe onlar bana bende onlara alışmaktayım. Sermayem oldukça kıt ve çoğunluğuda borç olduğu için, satış yaptıkça dükkanın içini doldurmaya çalışıyorum.

Geçen gün eşim, bir anne ve bir çocuğun iş yerimin önünden geçerken şu söylediklerine tanık olmuş.

- Kızım işte burada da kırtasiye var burdan alalım.
- Anne burada çok çeşit yok çukurova ya gidelim.

İçime oturdu. Oysaki o kadar çok uğraştımki çeşitleri koymaya. Eşim sordu çukurova da olupta bizde olmayan ne var? diye. Aslına bakarsanız üç beş kalemin (Kitap reyonum eksik) dışında yok. Ancak sayıca fazla oldukları için çok daha dolu görünüyorlar. Neyse başladık bir yerden. Umarım hayallerimizdeki yeri oluşturabiliriz.

Son günlerde dikkatimi çeken ve oldukça üzen bir konu var. Birkaç çeşit yeni aldığım oyuncak vardı. Sayılarını oldukça yakından takip ediyordum. Eksildiklerini farkettim. Güvenlik kameralarından izledim. Alanları gördüm. İlginçtir ki çoğunluğu kız çocukları. Ama ne yazık ki elimden bir şey gelmiyor. Bir kenara çeksem konuşsam saçma sapan yerlere gidebilir konu. Öğretmenlerine söylesem çocuklara yazık olacak diye korkuyorum. Hiçbirşey yapmadan otursam kıt kanaat kurduğumuz bu yeri elde tutmak imkansızlaşacak. Zaten kuruşlarla kar elde edilen bir yerde 2 - 5 TL önemli kayıplar.

Çok uzattım neyse şimdilik bu kadar yeterli.

Kırtasiye açacaklara önemli uyarı: Kar marjınızı hesaplarken. Fire ve çalınmalarıda içerisine koyun.

DEWEY

Kitapsandaki arkadaşlarım sayesinde DEWEY'le tanıştım. Aldığımdan bu yana oldukça zaman geçti ancak şimdi fırsat bulabildim okumaya.

Kitabın henüz 23. sayfasındaki şu cümleyi okuyunca paylaşmak istedim.

" Herhangi şirin bir kedi pat diye kütüphaneye koyamazdınız. Hayvan iyi huylu değilse düşman kazanabilirdi. Çok çekingen ya da çok korkak çıkarsa kimse ona tahammül edemezdi. Sabırlı değilse ısırabilirdi. Çok fazla hareketli olursa etrafı altüst ederdi. Hepsinden önemlisi insanlarla beraber olmaktan hoşlanması ve de o insanlara kendini sevdirmesi gerekiyordu. Kısacası doğru kedi olmalıydı."

Bir yere kabul edilebilmek için ne kadar çok kriteri sağlamak gerekiyor.