SÖZ
AZ UYUYANLAR BAŞARILI OLURLAR."
Erdal Demirkıran
Pazar
1) Hanım Teyze: yavrum 1 kiloya ne kadar sığıyor.
Pazarcı: incesinden alırsan 40-50 tane, kalınından alırsan 3-4 tane, orta boyundan alırsan 6-8 tane.
(adam pırasa satıyordu)
2) Yumurta 20 kuruş, 22,5 kuruş.
Hanım Teyze: 15 tane yumurta ne kadar?
Pazarcı : 3 TL.
Parayı alan pazarcı arkadaş "Kesene bereket. Ablalar günün kutlu olsun." Diyerek hanım teyzeyi mutlu mesut gönderiyor.
Yarış Atı
İlkokul 3. sınıftayım. Eve geldim. Bas bas bağırıyorum.
-Bütün arkadaşlarım zeki olacak. Hepsi dershaneye gidiyor. Ben aptal olacağım.
Annem ilkokul öğretmenimle (Müzeyyen Hanım) konuşuyor. Öğretmenim;
- Onlar çocuklarını evde tutmak istemediklerinden gönderiyorlar. 3. sınıf talebesinin dershaneyle işi olmaz.
Yıl 2009
Bizim kız ilkokul 3. sınıfta. Annesi bas bas bağırıyor.
-Yazılıların ve testlerinde yanlış yapıyorsun. Yeterince çalışmıyorsun. Özel dershanelerin deneme sınavları var. Katılmak istermisin? (Aslında soru değil mecburiyet)
Ve ben bugün annesinden aldığım talimatla 3 ad. dershanenin deneme sınavına kayıt yaptırdım kızımı. Önümüzdeki 3 hafta sonu (3 pazar) deneme sınavımız var.
Oda huzur için olur diyor. Bende.
Tahlil Sonuçları
Tam yas tutacak bişey yok derken. Yaşasın Doktor güzel bir haber verdi. Kollestrolüm yüksek çıkmış. 3 ayda 5 kg verecem tekrar tahlil yaptıracağım.
Yakında bir iki kötü haber daha gelir daha da iyi olur. Biz böylesinden zevk alıyoz. Acıların çocuğuyuz...
Öylede Böylede Ben İstedim.
Neyse konumuza döneyim. Çektiği röntgende kemiklerde aşırı çekilme olduğunu söyledi. Normalde 60-65 yaşlarında görülebilecek durum dedi. (İşin esprisi zaten şuan yaşadığım hayat 60-65 yaşındaki herhangi bir emeklinin hayatından farklı değil.) Tahlil yaptırmamı istedi. Hanımın tavsiyesiyle sağlık ocağına gittim. Doktorumuz pazartesi aç karnına gidip numune vermem gerektiğini söyledi. Neyse karar verdim pazartesi gideceğim.
Bu arada eşimin akşamki tepkisi inanılmazdı.
-Dalga geçiyor olmalısın dedi. Olanca saflığıyla.
Hala 17 yaşında beraber dolaştığı kızı acitasyonla tavlamaya çalışan erkek muamelesi yapması garibime gitti.
Daha sonra da ama neden bu kadar sakinsin dedi. Bir başka garip olay. Eğer ciddi bir hastalık varsa ve yapılacak birşey yoksa yas tutmanın bir alemi yok.
Aksi durumda zaten önemsiz birşeyse de yine yas tutmanın bir mantığı yok.
Kadınlar
Bundan 7-8 yıl kadar önce arkadaşım kendince güzel bir evlilik yaptı. Kendisi çalışıyor, eşi ise evde oturuyordu. Yeni evlilik günleri tabiki akıllar bir karış havalarda. Kız şurda oturmam diyor. Oğlan oturmuyor. Hop Daşınalım O zaman dazan. Oğlan arkadaşlarıyla görüşecek. Kız sıkılgan, bunaltıcı, sahiplenen görüştürmüyor. İş yeri arkadaşlarıyla yemeğe gitme şansı yok. Oğlan nerde evli biri varsa onunla görüşelim ki kızda arkadaş edinsin mantığında. Zaman böyle geçiyor. Oğlanın çevresinde üç beş çok eski dostu dışında adam kalmıyor. Onlarla da ancak telefonla görüşüyor. Kim böyle bir herifle görüşmek isterki. Her yemeğe karısı veya çocuğuyla gelen adamla kim ne yapsın.
Zaman durur mu ilerliyor tabiki. Bizim kız gel zaman git zaman sosyalleşiyor. Çevre ediniyor. Kız arkadaşlarıyla bekarlık toplantıları, komşularla dedikodu toplantıları, İnternet çet arkadaşları vs vs. hatta geçen gün duydum ki.
Hafta sonu program yapmış bizim kılıbığa da çocuk bakma işini vermiş. Kendisi gezecekmiş. Hatta bunun adınada aktivite demiş.
Ama yine de çok modern bizim kız. Aynı şeyleri kocasıda yapınca kesinlikle rahatsız olmaz. Hakkını yemeyelim.
Evlilikler değişiyor.
TANRILAR OKULU
Daha az ye, Daha çok düşle.
SLEEP LESS AND BREATHE MORE.
Daha az uyu, Daha çok nefes al.
DIE LESS AND LIVE FOREEVER.
Daha az öl ve ebediyyen yaşa.
"İnsanın geçmişi, bugünü ve geleceği... kendi yolunda yürürken başından geçen olaylar, koşullar ve deneyimler, kendi inançlarının yansıttığı gölgelerdir; onun varoluşu ve kaderi, kendi yargılarının ve düşkünlüklerinin elle tutulur, gözle görünür hale gelmesidir,"
"Algıladığın, gördüğün ve dokunduğun her şey, bir görünmezlikten kaynaklanır. Bir insanın yaşamı, düşlerinin gölgesidir, ilkelerinin ve inandığı her şeyin gözler önüne serilmesidir. Herkes kararlılıkla inandığı şeyin, noktasına virgülüne kadar gerçekleştiğini görmüştür. İnsan daima yaratır. Karşısına çıkan engeller ise insanın kendi sınırlarının, çekişen fikirlerinin ve zayıflığının maddeye dönüşmesidir.
Kimisi vardır yoksulluğa inanır, kimisi hastalığa tapar, kimisi sürekli olarak kıtlığa ve kısıtlamaya inanır ve kimisi de her şeyini suçluluk duygusuna bağlar...
İnsanoğlu benliğinin en karanlık durumlarında bile daima yaratır."
Devrik Cümle Gibi Hayat
Ev halkı almış başını gitmiş. Dönüpte arkaya bakan yok. Kararlar bağımsız mahkemelerce alınıyor. Sorumluluklar sorumsuzca yükleniyor üstüme. Adına güç denilen bağımsız ayakta durma çabalarımın tam da o anda içine ediliyor. Bakıldığında beraber ve yanyana ama aynı zamanda bir o kadar birbirinden uzakta yaşanılan hayatların arasında sıkışılıp kalınmış.
Yapılanlara ve yapılmayanlara kükreyenler başlarına geldikçe öyle masum anlatıyorlarki yaptıklarını ve planlarını. Birlik beraberlik hak getire. Ama ibre döndüğünde merak ediyorum ne olacak ne yapacaklar eski aslanlar. Sahi eskiden yıldız yaparlardı. Şimdi ne yapıyorlar?
Yüzyıllar öncesinden evrene salınmış HEPİMİZ BİRİMİZ, BİRİMİZ HEPİMİZ için üç silahşör sözleri. Eski anlamını yitirmiş. Kaybolmuş teslim olmuş ruhların beyinlerinde. Sadece BEN HEPİNİZİM ve HEPİNİZ BENİM İÇİNSİNİZ megolamanlığı içinde doğal kabul edilmesi gerekiyor.
Ve doğal olarak şunun farkındayım ki bu hayatı ben seçtim ve değiştirmekte tamamen benim elimde.
MEA CULPA : Benim hatalarım yüzünden
MEA CULPA : Benim hatalarım yüzünden
MEA MAXİMA CULPA : Benim en ağır hatalarım yüzünden.
ve son bir söz:
HEP AYNI OLAYLARLA KARŞILAŞIYORSUN, ÇÜNKÜ SENDE HİÇBİR ŞEY DEĞİŞMİYOR.
İyİ GüNdE KöTü GüNdE
İyi günde, kötü günde, hastalıkta, sağlıkta, ölüm sizi ayırıncaya kadar karı veya kocalığa kabul ediyormusunuz?
Tabi o coşkulu, adrenalinleri tavan yapmış insanlarda evet derler. Ancak zaman geçer heyecan azalır, birbirlerini arzulamaz olurlar. Evlerde hakimiyet kavgaları başlar ve faturalar birikir, kötü günler olur çatışmalar başlar.
Ve sonuç o heyecanlı iki insan ayrılmaya ve bağımsız hayatlarını yaşamaya karar verirler.
Tabi bunların hepsi filmlerde.
Mühendis
Mühendis bulunduğu organizasyonda ekibini en iyi şekilde yöneten ve organize eden insandır. Mühendislik eğitiminin temelinde matematik, fizik, kimya vb. pozitif bilimleri barındırmaktadır. Mühendislik, negatif durumla karşılaştığında yas tutan değil, çözüm için çabalayan insandır.
Mühendislik hayatın aslında ta kendisidir. Bir mühendis finans bilmeli, kar zarar dengesini ayarlayabilmeli. Bir mühendis bu anı yaşarken geleceği inşaa etmek için çabalamalı.
Ben böyle düşünüyorum.
UzaK
DSİ de kamptayız ve biran önce odadan çıkıp aşağı inmem lazım. Öğleden sonraki pis 7'li saatini kaçırıyordum. Şort mayo, terlik ve tişört etrafta onları aradım. Nerde kaldın der gibi bakıyorlardı. Ben olmadan da oyunun keyfi çıkmazdı.
Sonra algım değişti. Aslında olmam gereken yerdemiyim yoksa tekrar uykuya mı daldım bilmiyorum. 4 duvarın arasında ve şantiyede olduğum tekrar bilincime yerleşti.
Sonrasında Karataş DSİ kampındaki Deniz Kokusu, Hafif rüzgar, Gökhan, Hakan, Gökay, Nur, Şule, Esra, vb. bilimum dostlarımın konuşmaları beynimde yankılandı.
Daha dün gibiydi. Ama diyorlar ki 20 sene geçti o dönemlerin üzerinden.
BuGüN PaZar
Uzun süredir konuşamadığım bir arkadaşımı aradım. Biraz keyifli biraz buruk bir sohbet ettik. O da üniversiteden arkadaşım ve işsiz. Ne oluyor dedik. bize böyle anlatmamıştı koskoca prof. eğitim sırasında çalışma hayatını. Arıza olduğunda toplanmış kalabalığı yarıp " AÇILIN BEN MÜHENDİSİM" diyecektik.
Ben bir süre işsiz kaldım. Sınıf arkadaşlarımın bir kısmı İşsiz kaldı ve hala sürünmeye devam eden arkadaşlarım var. Bir yerde hata yaptık ama nerde? Bulamadık. Bulduğumuz anda çözümüde birlikte yaratacağız.
Dediğim gibi bugün pazar. Evden geleli 15 gün oldu ve tekrar eve gitmeye 9 gün kaldı. Bu süre zarfında sabah 06:30 akşam 18:00 arası işimizin başındayız. Günlerin artık birbirinden farkı kalmadı.
Evde pazar günleri hava açık ve güneşli ise mutlaka evden çıkar göl veya deniz kenarına gider açık büfe kahvaltımızı hazırlar. Gazetelerimizi ve kitaplarımızı alıp öyle geçirirdik.
Yakında yine öyle geçireceğiz.
Bitti

Bir kitabın daha biraz merak biraz da bitirme korkusuyla sonuna geldim. Bugün öğlen yemeği arasında FİRMİN de bitti. Tadı damağımda kaldı. Daha önce de söylediğim gibi tavsiye ederim.
Bakalım bundan sonra elime nasıl bir kitap tutuşturacağım. Elimde şuanda sadece SHRÖDİNGER'in KEDİSİNİN PEŞİNDE var. Onuda bir süre önce başlayıp bir türlü yoğunlaşamadığım için bırakmıştım. Bayram'a kadar kitap alabileceğim bir yer olmadığı için onunla idare edeceğim.
Bayram için kısa bir tatil verdiler naçizane kulları olan bizlere onuda kızıma sordum ne yapmak istersin diye. Harika bir fikir verdi bana. Anıtkabir'i ziyarete gideceğiz. Bu arada eğer hanımı daha fazla kandırabilirsem Peri Bacalarını da görmek güzel olacak diye düşünüyorum. Belki birde Bolu taraflarına gidip köy ekmeği ve diğer doğal ürünlerle doldurabiliriz arabamızı.
İple çekiyorum o zamanı. Ama kitap okurken yaşadığım endişeleri tekrar yaşıyorum. Bir yandan kızım ve Eşimi görmek için bayramı iple çekiyorum. Bir yandan da zamanın ellerimden akıp gitmesine üzülüyorum.
Güzel beraber günler geçireceğimiz zamanlara az kaldı. Yakında yine hep beraber olacağız biliyorum ve hissediyorum.
En Alttaki

Bu günlerde sonunu merakla beklediğim yeni kitabım FİRMİN Hümanist Entel Serseri bir fare.
FİRMİN en alttan başlıyor hayata. 12 memeli bir farenin 13. zayıf, sıska oğlu ve bir kitapçının bodrumunda. Babasından hiç bahsetmiyor. Sanırım diğer kardeşlerinin trajik ölümlerinden biri de zamanında babasının başına gelmiş. Annesi sokakta çöplüklerde ne bulduysa onları yiyor ve özelliklede yerlere dökülmüş alkol almak en büyük keyfi. Bu sütüne de yansıyor doğal olarak. Diğer 12 yavru sütü içip sızdıklarında FİRMİN memelerde kalan son 1,2 damla görece az alkollü süt ile bir süre besleniyor. Yeterince beslenemeyen firmin yatak olarak kullandıkları büyük kitabın kağıt parçalarını yiyor ve zamanla harfleri, kelimeleri ve cümleleri anlamaya ve okumaya başlıyor. Kitaplarda okuduklarıyla çevresini algılıyor. Kendini diğer farelerden farklı veya başka bir deyişle fare olarak görmüyor, ta ki bir gün ayna da kendi silüetini görüpte bir fare olduğunu anlayana kadar. Kitaplığın sahibi Norman'la tanışması, Jerry ile tanışması, hurileri ve devam eden hayalleri var Firmin'in
Kısmen şansla kısmende şansızlıkla devam ediyor hayatı.
Tavsiye ederim. Bir şekilde elinize geçerse mutlaka okuyun.
Mutsuzluk
Sırtımdaki ağırlık gün geçtikçe artıyormuş gibi geliyor. Hava güneşli oluyor ben huzursuzum. Hava bulutlu ben yine huzursuz. Doğum sancısı çekiyorum.
Tek zevk aldığım anlar kitap okuduğum anlar. Sağ olsunlar gerek hanım gerekse kitapsan daki arkadaşlarım sayesinde güzel kitaplar bulabiliyorum. Kitap okurken biran önce son söze ulaşmak istiyorum ancak daha sonra aklıma bir sonraki kitabı nerden bulacağım? Ve bu içinde bulunduğum boşluğu neyle dolduracağım düşüncesi sarıyor ve frenliyorum kendimi.
Kızımda huzursuz hanımla görüştüğüm anlarda anlıyorum öyle olduğunu. Canı sıkkın benden uzak kalmak onuda rahatsız ediyor. Ne de olsa her sene belirli sürelerde ya annesinden ya da benden bir şekilde uzak kalıyor. Geçtiğimiz dönemde 6 ay beraberdik ancak bu sürede benim işsizlik problemim yüzünden yine keyfimize göre yaşayamadık beraberliğimizi.
Şimdi çok daha iyi anlıyorum. Babamızın neden devlet memurluğunda kalıp diğer arkadaşları gibi büyük müteahhitlik peşinde koşmamasını ve bu durumun ailemiz açısından yarattığı büyük avantajı. Zamanında anlamamak gafletine düştük.
Neyse başta dediğim gibi dış güçler mutsuzluk bombası atmışlar. Ayakta kalıp savaşmak ve bombanın etkisini geçirmek lazım.
Korku
Çalışma şartları; patron gelir saltanatın içinde, yalakaları etrafında düşecek kırıntıların peşinde. Bizler gibi gelecek yıllarını ipotek altına almış insanlarda ne derlerse onu yapma telaşı içinde.
Çalışma saatlerimiz
Hafta arası 07:00 - 18:00
Hafta sonu 07:00 - 18:00 pazar dahil. Eğer 15 günde bir patronun insafı varsa eve gitmeye izin var. Oda 5 saat gidiş 5 saat dönüş...cumartesi akşam çıkıp gece evindesin. Pazar gece çıkıp sabah işinin başındasın.
29 ekim Türkiye Cumhuriyeti Devletinin cumhuriyet bayramı olduğu için buralarda öyle bayramlar yok. Ve bu aralar şöyle bir tartışma da başlıyor. Kurban bayramında gitmeyinde 2 yevmiye verelim çalışın. Ne hale düştük. Patron : "allah ne muradın varsa versin. "
Türkiyenin ilk 3 ünde olan bir üniversiteyi kazandığım da ne sevinmiştik. Babamızın parasıyla ne havamız vardı. Korkacak hiçbir şeyimiz yoktu.
Şimdi ne oldu kendi paramızı kazanırken, karşı koyamadan koyun gibi dinliyoruz çobanlarımızı.
Bunca yıl sonra bu yaşıma geldiğimde ne elde ettim derseniz GÜL GİBİ KORKULARIM var.
Şeytan diyorki bırak herşeyi. Ne olacaksa görelim. Eteğimizde ağırlık yapan taşlar düşsün.
Tabiki olmaz biz şeytana mı inanacağız. Kaybedeceğiz korkusuyla yaşamaya devam. Ve böyle devam ettikçe kaybedeceğiz.
Şimdi
2 yıldır, kızım (geçen sene de ateşi yükselmişti.) 39 derece ateşle evde yatarken ben kah orada bir şantiyede, kah burada başka bir şantiyede işin dramatik anlatımıyla ekmek kavgasının içinde boğuşuyorum. Hani diyor ya bir şarkıda şimdi istanbulda olmak vardı anasını satayım. Ben de şimdi kızımın yanında olmak vardı anasını satayım diyorum.
Mühendisliğin verdiği onuru yaşayamadım bu güne kadar. Sahi bu ülkede mühendisliğin bir onuru var mı? Yıllarca ilkokul mezunu müteahhitleri suçlarken mühendisleri anlamıyorlar diye buradaki müteahhit türkiyenin en iyi üniversitesinden mezun..
SÖZ
AMA BÜYÜK İŞLER BAŞARMAK İÇİN MUTLAKA BÜYÜK ADAM OLMAK LAZIMDIR."
Erdal DEMİRKIRAN : İFLAS ETMENİN YOLLARI Adlı kitabından alınmıştır.
TEZATLAR
Bu bana oldukça ilginç geliyor. Yolunuz buralara düşerse birde bu gözle bakın isterim.
YUKARI BAK

BÜYÜK AĞACIN EFENDİSİ
O Ağacın Dallarının Efendileriydi.
Masal şöyle başlıyordu.
Yıllar yıllar önce, bir çocuk sırtına çıkınını alır ve yola düşer. Az gider uz gider dere tepe düz gider yolda bir kediyle karşılaşır.
Kedi ona derki "hey çocuk nereye böyle çıkınınla?" Çocuk " Köyümden yurdumdan uzaklaşmak istiyorum der. Kedi de " bende gelebilir miyim?" der. Olmaz dersede çocuk ısrarlara dayanamaz ve gelebileceğini söyler. Neyse uzatmayalım. Daha sonra bir eşşekle karşılaşırlar. Aynı konuşmalar onunlada yaşanır ve eşşek te onlara katılır. Derken uzun upuzun bir yol gittikten sonra. Büyük bir ağacın yanına gelirler. Baktıklarında ağacın zirvesini göremezler. Burası korunaklı derler ve altında dinlenmeye başlarlar. Uyuyakalırlar. Bir süre sonra yukarıdan kafalarına birşeylerin düşmesiyle uyanırlar. Alttan bir şey göremedikleri için yukarı tırmanmaya karar verirler. Birinci dala çıktıklarında ilk önce birşey göremezler. Ancak çevreyi araştırdıklarında yaprakların arasına saklanmış sincabı görürler. Ve aralarında şöyle bir konuşma geçer.
Sincap: Hey siz kim oluyorsunuz böyle benim dalıma çıkıyorsunuz?
Çocuk: Aşağıda uyuyorduk. Kafamıza birşeyler düşünce uyandık merak ettik ve buraya tırmandık. Peki sen kimsin?
Sincap: Ben bu ağacın birinci dalının efendisiyim
Ve bu öykü böyle çocukla arkadaşları, ağaçta yukarıya tırmandıkça yeni dalların efendileriyle karşılaşmalarıyla devam eder.
Şimdi düşünüyorum. Hayat ağacında tırmandıkça her gün yeni dal efendileriyle karşılaşıyoruz.
Niye anlattım derseniz Hem kızımı çok özledim. Hem de paylaşmak istedim. Beğenirseniz çocuklarınıza anlatırsınız belki.
UNUTUYORUM

Evrenden Torpilim Var / Aykut Oğut
Yukarıdaki yazıyı oldukça yakın zamanda yaklaşık 3,5- 4 ay öncesinde okumama ve kendi kendime uygulayacağım sözü verdikten sonra ne kadar çabuk unutmuşum. Oysaki kitabı okuduktan sonra mucizelerim (kitapta da bahsedilen) olmaya evren göz kırpmaya başlamıştı. Çabuk kaptırıyor insan kendini hayatın çetrefilli yollarına.
Zaman geçtikçede unutuyor insan ve dalga geçmeye başlıyor. Saçmalık diyor kendince. Kendinin söylediğini sanıyor. Gerçi Aykut bu durum için EGO muzun oyunudur diyor. Bir kutudan diğer kutuya geçmemize engel olur diyor.
Bu kitabı ilk okumaya başladığımda mevcut kutum:
İşsizdim. Evde kendimi bir işe yaramaz bir adam gibi hissediyordum. Çevremdeki herkes de bu psikolojiye beni iyice adapte ediyordu. Maddi yönden oldukça sıkıntılı bir dönemdi. Tabiki Manevi yöndende. Gelecek kaygılarım vardı. Neyse kitabı okudum ve benzer bir kaç kitap daha okudum,inandım. Diğer okuduğum birçok kitabın yanında bu benim dilimde anlatıyordu. Sıkıntıyıda benim dilimde yaşamıştı.
Neyse saadete gelelim. kitabı okudum evrene ilk siparişimi verdim. İş: ilk yeni ayda iş istiyorum dedim. Ve yeni ayın ilk gününde (eşimde şahittir) telefon geldi. Ertesi gün şuan çalıştığım iş yerinde işe başladım. Siparişim gelmişti.
Daha bir kaç küçük mucize de oldu ama onlar bana kalsın.
Teşekkürler Aykut Oğut böyle bir kitap yazdığın için ve unuttuklarımızı hatırlattığın için.
Kısmetim açıldı


Yuppii

Akıllı Kızım

Kızım soruyor: Baba ne yapıyorsun?
Ben: Kızımla konuşuyorum.
Kızım: gülüyor....Ondan önce ne yapıyordun?
Ben: TV seyrediyordum.
Kızım: Ondan önce ne yapıyordun?
Ben: Yemek yiyordum
K: ondan önce ne yapıyordun?
B: çalışıyordum
K: ondan önce ne yapıyordun?
B: Yemek yiyordum..
K: ondan önce ne yapıyordun?
B: Çalışıyordum
K: Ondan önce ne yapıyordun?
B: Kahvaltı yapıyordum..
K: Ondan önce ne yapıyordun?
B: Uyuyordum..
K: Ondan önce ne yapıyordun?
B: TV seyrediyordum.
B: ooffff kızım.. deyince kahkahayı koyuveriyer telefonda...
Bu arada siz ne yapıyorsunuz? ve ondan önce ne yapıyordunuz?
Saçmalık
Madem gelecek bilinmiyor, geçmişte yaşandı geçti. O zaman tüm bunlar saçmalık.
Bugün nerede olduğum önemli ve bu günümü boşa ve saçma salak şeylerle geçirmemeliyim. Geçiriyorsamda demek ki hala gelecekte ne olacağım endişesi var içimde.
Tüm bunlar için endişe duymaktan vazgeçiyorum. Geleceğe Hoşgeldin, Geçmişe de gülümsüyorum.
Çözüm bulacak zeka ve kapasitedeyim. Para dersem o nasıl olsa bir şekilde gelecek. Geniş bir bilgi dağarcığım var. Artık bunları kendi hayatımda kullanabileceğim bir ortam istiyorum.
Üniversite mi? Hadi ordan
Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesini kazandığında hepimiz havalara uçmuştuk. Okula gitti kaydını yaptırdı büyük bir heyecanla. Derslerin başlamasını bekliyor ve gün geliyor ders programları belirleniyor. İlk ders sınıfa giriyorlar. Hepsi yeni yetme hepsi heyecanlı. Dersin öğretmeni sınıfa giriyor. "Günaydın doktor arkadaşlarım diyor." Tabi herkes şaşkın, bir tanesi hemen balıklama dalıyor, " hocam yanlış geldiniz herhalde burası birinci sınıf" gevrek gevrek gülüyorlar. Yılların öğretmeni yeni yetme karşısında ilk dersini veriyor. Ve diyor ki " doktor olmanıza bir engel mi var. Nasıl olsa aflarla şunla bunla bitireceksiniz bu okulu."
Neden anlattım bu hikayeyi?
Hali hazırda çalıştığım yerde nasıl olduysa mühendislik bitirmiş bir elemanın davranışları 20 yıl sonra bu hikayeyi hatırlatıyor da ondan.
Tüm eğitmenlerimize saygılarımla
Yorumsuz
S: şimdi normalde kaderci anlayışta düşüncelerimiz çok önemli değil. bir şeyi değiştiremiyoruz..ama okuduğun kitaplar
H:yani determizm..determinizm
S: evrensel bir enerjiden bahsediliyor. ve enerji şekil değiştirebiliyor..
H:kuantumda ise belirli birşey yok..
S: düşüncelerimizde bir enerji yoğunluğu olduğuna göre evrensel algımızı değiştirebiliriz.evet öle. S: yani...
H:evrensel algılarımızı değiştirebilmemiz beynimize bağlı...
H:çünki enerji dalgalarını üreten beyin...
S: şu anda evrende aynı anda onbinlerce konumda hayatlarımız devam ediyor. ama biz düşüncelerimizle o andaki en uygun konuma yerleştiriliyoruz.bknz. evrenden torpilim var.
H:ama einstein ööle demiyor..
S: einstein da aslında şunu demişti hatırlarsan
H:Aykut mu doğru einsten mı? yoksa bizim hangisine inandığımız mı?
H:ne demiş?
S: ışık tan daha hızlı hareket edebilirsek geçmişimizde evrene yayılmış enerjileride bir aynaya odaklarsak
H:ti.
S: geçmişi görebiliriz.
H:ama geçmişi görmek birşeyi değiştirmez..
S: bu da demek oluyorki kısmen geçmişimizde evrende hala yaşıyor...ya biz başka bir şeyin geçmişindeyseko zaman değiştirir değil mi?
H: ama einstein bir determinist...
H: tanrı zar atmaz diyen de einstein...yani herşey belirli...
H: bu da demek oluyor ki yaşayacaklarımız zaten belirli..
S: kısmen ya da değil...kuantum boyutunu algıyabilmemiz için onu ölçebilmemiz gerekir...
H:ölçülemiyor...
S: ancak bu durum da başka bir sorun ortaya çıkıyor....
H:hızını ve konumunu bilmemiz lazım..
H:ama sürekli konumu ve hızı değiştiği için imkansız...
S: diyorlarki o durumda da kuantum rastlantısallığı ortadan kalktığı için
H:doğru mu algılamışım?
S: mevcut durumda öyle
S: alice kuantum diyarındayı mutlaka oku...soruların cevabı orada
H:döndüğümde ilk işim Mama ve alice'i almak olacak...
S: shrödingerin kedisi...mama değil MOMO
H:mama veya momo bu tamamen göreceli...
S: shrödinger, kuantum fiziğini açıklarken şöyle bir deney yapıyor...diyor ki
H:çevir yanmasın..dinliyorum..
H:kutu içinde kedi..
H:sesten ve ışıktan izole edilmiş..
S: bir kedi...ve radyoaktif bir element i bir kutunun içine koyalımevet...
S: kutunun kapağını açmadığımız sürece kedinin ne durumda olduğunu bilemeyiz...
H:kedi ölür mü? yaşar mı? kimse bilemez...
S: evet...
S: bunu bilmemiz için gözlemlememiz gerekiyor.
H:nasıl?
S: kutunun kapağını açarak
H:haa..
S: kedi ölü ya da canlıdır...
S: ama kapalı olduğunda sadece tahmin yürütebiliriz...
S: kuantum da böyle bir durum...gelelim diğer kitaplarla bağlantısına...
H:kuantumda da tahmin yürütmek gerek..
H:evet sööle bakalım..
S: evrenden torpil hikayesi filan...
S: şimdi enerji ve frekans davası...hangi enerji yoğunluğundaysak
S: dolayısı ile onu görürüz...veya yaşarız...
S: tv dönüştürücüsü gibi...
S: radyo frekansından yayın yapıp televizyon görüntüsü elde edemeyiz...
S: dolayısı ile bizin yaydığımız enerji o anda milyonlarca olasılıktan o frekanstaki hayatı yaşatıyor bize...yani sadece onu görebiliyoruz...
H: yani enerji yoğunluğumuzu değiştirsek istediğimiz gibi mi yaşarız??daha doğrusu doğru enerji yoğunluğu ile..
S: kesinlikle...He atomu ile O atomu arasında ne fark vardır...
H:bu da beyin gücümüze, düşüncelerimize mi bağlı ?
H:molekül ağırlıkları
S: elektron, nötron, proton..kuark vs...hepsinde aynı değilmi?ama ikisi farklı değil mi?
S: çünkü enerji yoğunlukları farklı...
H:seninle benim enerji yoğunluklarımız yakın mı?
S: yani O enerjisi o olmak için çekirdeğinde o kadar enerji biriktirmiş...vs vs...
H:yakın olduğu için mi anlaşabiliyoruz?
S: öyle görünüyor..
H:bazı angutlarla anlaşamama sebebimde bumu dur?ee güzel..
S: aslında o kadar kolay görünüyor ki...
H:kardeş enerji yoğunluğumuzu nasıl değiştireceğiz?
S: şöyle bir durum daha var...pozitif düşünce ile...
S: peki nasıl pozitif düşünecez...egolarımız ortadan kaldırarak...
S: egolarımızı nasıl ortadan kaldıracağız...
S: ego ların oluşmasına sebep olan olayları gerçek durumlarıyla beynimize kazıyarak...
S: vs vs...
H:geçmişimizi kazıyarak mı?
S: geçmişi kazıyarak değil...geçmişte oluşturulan düşünce yapılarının yerine daha doğru olanları koyarak...aykut yazmış biliyorsun...
H: o kısmı tekrar okumalıyım..
S: Para adamı değiştirir, parayla saadet olmaz..
H:ha tamam hatırladım...
S: bence bir kaç kez okumak gerekecek...
H:bu yanlış düşünceler yüzünden...
S: sakla samanı gelir zamanı...
H:çok güldük başımıza kötü bişi gelecek...gibi..
S: evet kesinlikle...
H:kardeşim bazı şeyler daha da açıklığa kavuştu kafamda...
S: bunları ortadan kaldırmak gerekiyor...daha da kavuaşacak kardeşim...
H:biri bana dedi ki Aykut ile R. Şanal bazı konularda birbirlerine tezatmış..
S: mutlaka...
H:ama ben R.şanal'ı daha bitirmedim...
S: joe vitale, R Şanal, aykut hepsinin arasında fark var...neden...
H:neden..
S: çünkü kuantumu herkes farklı gözlemliyorda ondan...
S: biliyorsun klasik fizikte...bir madde aynı anda iki yerde olamaz...
H:evet..
S: ama kuantum...konum ve hız ölçülemediği için farklı yerlede olduğu gözlemlenebilir...
S: dolayısı ile senin gözlemlediğinle benim gözlemlediğim arasında da farklar olacaktır...
H:bu renkleri görme olayına benziyor..
S: evet...renk, koku, his
S: senin neyi gözlemlediğinle ilgili kişiden bağımsız...
S: başkalarından...senin gözleminle benimki farklı olabilir...
S: anladığım kadarıyla kuantumda da durum bu...neyse kardeş...
S: biraz mola...benim çıkmam lazım...tşk ederim...
H:benimde..
H:ben tşk. ederim..
S: bu konuda da beraber hareket ettiğin için...
H:yine konuşuruz..
S: güzel bir çalışma oldu...evet...
H:seni seviyorum (HOOPONOPONO FELSEFESİ)
S: bye
S:bende kardeşim...
OPTİMİST ÖĞRETİ

Kendinize Söz Verin:
O kadar güçlü olacaksınız ki kimse aklınızın huzurunu bozamayacak.
Karşılaştığınız herkese sağlıktan, mutluluktan ve başarıdan bahsedeceksiniz. Tüm arkadaşlarınıza içlerinde birşeyler olduğunu hissettireceksiniz.
Herşeyin güneşli tarafına bakacaksınız ve iyimserliğinizin gerçeğe dönüşmesini sağlayacaksınız.
Sadece en iyisini düşünecek, sadece en iyisi için çalışacaksınız ve sadece en iyisini bekleyeceksiniz.
Başkalarının başarısına karşı sanki kendi başarınızmış gibi hevesli olacaksınız.
Geçmişin hatalarını unutacaksınız ve geleceğin daha büyük başarıları için çalışmaya devam edeceksiniz.
Yüzünüzde her zaman neşeli bir ifade olacak ve karşılaştığınız her canlıya bir gülümseme vereceksiniz.
Kendi gelişiminize o kadar çok zaman ayıracaksınız ki başkalarını eleştirmeye vakit bulamayacaksınız.
Endişelenmek için fazla büyük, öfkelenmek için fazla asil, korkmak için fazla güçlü ve acının varlığına izin vermek için fazla mutlu olacaksınız.
Kendiniz hakkında iyi düşüneceksiniz ve bu gerçeği dünyaya yüksek sesle değil müthiş eylemlerle ilan edeceksiniz.
İçinizdeki en iyi olana sadık kaldığınız sürece tüm dünyanın yanınızda olacağı inancıyla yaşayacaksınız.
SÖZ 3

SÖZ 2
Deepak Chopra
SÖZ
Frances Larimer Warner
Arkana Yaslan Keyfine Bak
Spor
1990 yılında ilk olarak kurulan özel televizyonlardan Star tv yayına başladığında ne kadar da büyük bir heyecan vardı yüreğimizde. Alternatifsizlikten sıkılmıştık çoğumuz. Birçok organizasyondan haberimiz olmuyor diye düşünüyorduk, artık özel televizyonlar vardı. Daha fazlasına sahip olacaktık. Geldiğimiz noktaya bakın.
Hala yerli kanallar içinde spor konusunda bir numara TRT en azından 3. kanalla yetişmeye çalışıyor spor aktivitelerine. Kayak şampiyonasından, tenis şampiyonasından, bisiklet turlarından, bilardo şampiyonasından, Atletizm şampiyonlarından vb. olaylardan yerli kanallarımızdan sadece TRT sayesinde haber alıyoruz. Diğerleri solda sıfır kalıyor.
Yaklaşık 5 yıl Lig tv üyeliği yaptım. Ve onca para verdim.
Cuma-Cumartesi-Pazar akşamı futbol maçı ve yorumları, Pazartesi hafta sonu maçların teknik analizi (güya), salı günü, spor müdürünün ego tatmini, gecesinde iki kişinin haftalık futbol geyikleri, Çarşambayı hatırlamıyorum (demekki yine birşey yok) perşembe hafta sonu maç geyikleri. Hafta içi öğleden sonra ne birbirini dinleyen ne de bilgi veren bir program, gece ve sabahlarıda dünün tekrarı. İşte bir spor kanalı.
NTV spor da bundan aşağı kalır yanı yok. Haftanın 5 günü avrupadan veya türkiyeden futbol maç yayını ve geri kalan futbol geyikleri. Ama en azından para vermeden de seyretme şansınız var.
Diğer ulusal kanalların durumundan herkesin haberi var.

Sporu tekrar keşfediyorum EUROSPORT sayesinde.
SNOOKER'ın ne olduğunu, Masa tenisinde dünyanın 1,2,3 numarasının çinli olduğunu, Butterfly'ın yeni raketini, Tenis şampiyonalarının sadece Grandslam le sınırlı olmadığını, Dünyanın bir çok yerinde bisiklet turlarının olduğunu, Bir bisiklet takımının yaklaşık 30 kişiden oluştuğunu, Her takımın (şimdi ingilizce adını unuttum) yıllık 2 milyon euro verip yarışmalara katılabildiğini ve iyi bir takımın değerinin 30 milyon euro olduğunu vs vs.

Tavsiye ederim oturun seyredin. Anlamaya çalışın ve çocuklarınıza mutlaka seyrettirin.
Çocuk Olmak
Neyse yazdıkça öfkem artacak burada kesiyorum. Anlamışsınızdır derdimi.
EK

TRAMBOLİN

Trambolin,
Bir çeşit yay. Bir çok çeşidi olmakla birlikte en çok kullanılanlar dairesel şekilli olanlardır. Son zamanlarda AVM'lerde çocuk alanlarında çok sık karşımıza çıkmakta. Aynı zamanda Yol üstü lunaparklarda.
Üstüne çıkarsınız ağırlığınız ve üzerine uygulayacağınız kuvvetle birlikte yay gerilimle yüklenir ve sizi yukarı doğru atar. Yukarıya geldiğinizde yerçekimi kuvveti sizi aşağıya doğru çeker.
Burada trambolinin Borsa, Döviz, Altın, Petrol vs. gibi ekonomi göstergelerinin, büyük çocukların oyunlarında karşımıza çıkan yönünden bahsedeceğim. Yukarıda bahsettiğim ekonomi parametleride trambolin hareketine benzer tarzda hareket eder. Gerilim aşağıda birikirse yukarı gönderir. Ancak yukarıda öyle bir noktaya gelirsiniz ki artık yaydan kaynaklanan itme kuvveti sıfırlanır ve yerçekimi kuvveti devreye girer. Tekrar aşağı doğru hareket başlar. Düşüşte ve Yükselişte mutlaka bir miktar esneme payı vardır. Ancak sonuçta denge noktasına ulaşır ve herhangi bir kuvvet uygulanmadığı müddetçe o noktada kalır.
Devamı gelecek
Ekonomi

SNOOKER


Nerdeyim?
Yin - Yan döngüsüDoğu felsefesine göre derler ki
Hayat zıtlıklarla doludur. Ve bunuda yandaki şema ile anlatırlar.
İyilik - kötülük,
Zenginlik - Yoksulluk
Mutluluk - Mutsuzluk
Aydınlık - Karanlık
vs vs.
Ve derler ki her durum kendi içinde de karşıtını barındırır.
Her aydınlığın sonunda bir karanlık, her karanlığın sonunda bir aydınlık vardır. Aynı zamanda her aydınlığın içinde bir karanlık zaman dilimi, her karanlığın içinde bir aydınlık zaman dilimi vardır. Bu çok güzel ve kesinlikle doğru bencede (ben ne oluyorsam) ancak aşağıdakileri okuyunca cevap verin bakalım.
Bugün içinde başıma gelenlerden bahsedeyim.
Sabah çok kötü sözlerle uyandım.
Çok güzel bir kahvaltı ve sohbeti yaptım.
Kredi kartı borcumun miktarını gördüm çöktüm.
Öğleden sonra beni düşünen birileri olduğunu öğrendim rahatladım
Akşam eve geldim kızım sınıf birincisi olmuş sevindim
Dostumla sohbet ettim çok güldüm
Akşam berbat bir kavga ettim yıkıldım.
Arkadaşıma telefon ettim uykudan uyandırdım. Yeni işinde mutlu olduğunu öğrendim sevindim.
Koltuğa uzandım akşam ki kavgam aklıma geldi sinirlendim
Dostum bloğunda benim bir yazımı yayınlamış çok mutlu oldum
Peki ben şimdi bu şemanın neresindeyim? ne durumdayım?
Güven
Güven...
Bir zamanlar üç arkadaş varmış... Aşk, Dostluk ve Güven...
Üçü birarada oldumu harikaymış herşey...
Gün gelmiş aşkın işi çıkmış... Eh meslek bu kolay mı?
Ama dostlarından ayrılmadan önce söz vermiş onlara
-Beni özlediğinizde gelin demiş; uzaklarda olmayacağım.
Nerde gözleri arzuyla dolu birbirlerine bakan bir çift görürseniz ben ordayım.Ve ayrılmış yanlarından...
-Peki demiş Dostluk Güvene; madem öyle ben de yoluma düşeyim... Görev çağırır... Ama merak etme, nerde birlikte ağlayan iki insan görürsen işte beni orada bulursun.
Güven ağzını açmış veda etmek için ama Dostluk ayrılmış arkadaşının yanından onun son sözünü dinlemeden... Ve gitmiş uzaklara... Güven sessizce içinden geçirmiş elinde olmadan...Beni kaybederseniz, bir daha asla bulamazsınız...
Dostum Ellerine sağlık
Kendine İyi Bak Derler Ve Giderler
O üç kelimeden çok daha fazlasini gizler içinde...
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yaninda olmayacagim. Olamayacagim.
Istesem de istemesem de.
Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmani istiyorum. Olurda bir gündönersem seni iyi bulmak istiyorum."
"Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden baskasi olmayacak yaninda sana bakacak. Ben olmayacagim.
Kendine iyi bak ve beni düsünme. Çünkü ben de seni düsünmeyecegim artik.
Arama sakin beni, yazma, çünkü ben yazmayacagim.
Sil beni yüreginden, çünkü ben silecegim.
Fakat, yasanilan, paylasilan güzel seyler hatirina sana yürekten mutluluklar diliyorum.Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum"
"Kendine iyi bak.Aramizda geçen herseye ragmen benden sonra iyi oldugunu bilmeyi tercih ederim. Aslinda bilmem çok önemli degil, iyi oldugunu varsayacagim ben.
Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle basbasa, Yapayalniz birakiyorum ben.
Biliyorum kendini birakacaksin benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslina bakarsan, çok da fazla umursamiyorum."
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onlari ayirmak, eti tirnaktan ayirmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok aci vericidir, yürek parçaliyicidir.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine "Kendine Iyi Bak" gözleriyle ayrilirlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar..
*Taki son elveda mezar sessizligine bürünüceye kadar
*Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez "Kendine Iyi Bak" derler ve giderler.
Onlar eti tirnaktan ayirmak yerine ölümü yeglerler. Onlar bu aciyi bir kezden fazla kaldiramayacaklarini bilirler.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler.
En büyük ihanet degil midir aslinda seni seveni, ihtiyaci olani yüzüstü birakip gitmek.
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluga mahkum edip giderler. Seni parçalara ayirip, en büyük parçayi yanlarina alip giderler. Seni senden alip giderler. Daha kötüsü suçlayamazsin onlari tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet. Suçlatmaz kendini. Savasmadiklari için kizarsin ama suçlayamazsin. Savasmislarsa, yenildikleri için kizarsin ama suçlayamazsin.
*Yenildigin için kizarsin ama suçlayamazsin*
Ayriligin kaçinilmazligina inandirir seni, kendine iyi bak, derler ve giderler.
Elinden umutlarini, düslerini, sevgilerini alip giderler.
Bir tek anilari birakirlar geride, Bir de hatirladikça gözyaslarina bogulasin diye unutulmayan nagmeler.
Arkalarina bakmadan çekip giderler eger yalniz kalmissan, Çünkü insafsizliklarini görmek istemezler.
Hersey o saniye orada bitsin, kapansin bu sayfa isterler. "Bitti" diyemedikleri için , kendine iyi bak derler.
"Kirildim ve affedemiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Seni istemiyorum artik, hayatimdan çikaracagim ama bil ki hiç unutmayacagim
"Diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
"Biliyorum çok kanayacaksin ama daha iyisini yapamiyorum" diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
Vicdanlarini rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktir ve o yara aslakapanmayacaktir, bilirler.
Kendine iyi bak bir noktadir çogu zaman.
Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansin isterim ben. Oysa sen iyisin....
*Sen gözümdeki isik, dudagimdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçssin.
Sen hayatima renk katan, sen yüregimdeki çarpinti, sen hayatimdaki nesesin.Sen yolumu aydinlatan, sen dert ortagim, sen gönül yoldasim, sen bir tanesin.
Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma.
Keske böyle yasanmasaydi bazi seyler, keske affedebilsen beni, keske ben de affedebilsem.. Keske döndürebilsek zamani geriye.
Keske bugünkü aklimizla yasasak herseyi bastan.
Nafile...Ama yine de, gitmesen olmaz mi? Bitmesek olmaz mi?
Sen eksikken, ben nasil tam olurum?
Senden kalan boslugu kimlerle doldururum?
Savassak aramiza giren seytanla olmaz mi?
Hani büyük asklar her türlü engeli asardi,
hani gerçek dostluklar her sinavi geçerdi,
Hani sevgi eninde sonunda kazanirdi?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek degerler vardi?
Hani en büyük zaferler, en kanli savaslarin ardindan kazanilirdi?
Bunlarin hepsi yalan mi?... Sahiden...,
Gitmesen olmaz mi?
Bitmesek olmaz mi?
Peki o zaman... Senin istedigin gibi olsun...
Öyleyse...
Sen de "Kendine İyi Bak.
"Kendine İyi Bak derler, kursunu kafana sıkıp giderler"
Zamanı Anlamak
Dün kısa pantolonlarla orda burda gezinirken, gelecekle ilgili hayaller kurardık.
Bir salıncakta sallanıyorsak eğer pilot olmak isterdik. İleride yükseklik korkusunun beynimize yerleşeceğini bilmeden.
Futbol oynuyorsak eğer maradona veya pele olmak isterdik. İleride sakatlanıpta oynayamazsın dediklerini duymadan.
Aşk filmi seyrederken aşık olurduk, sadece filmlerde yaşanabileceğini düşünmeden.
İlkokula başladığımızda ikinci bir anne gibi sarıldık öğretmenimize, 5 sınıfta kapının önüne konulacağımızı bilmeden.
Yarın olmalıydı her zaman biraz daha büyüyüp üstteki dallara ulaşmak isterdik, ilerde aşağılara hiç eğilemeyeceğimizi bilmeden.
Her engel çıkışında yeni hayaller kurduk. Zamanın nasıl geçtiğini bilmeden.
Rakamlara Anlam Yüklemek
Seçim öncesinden başlayayım. Anketler yapılmış, denekler seçilmiş, (miş diyorum bu güne kadar devre tatil sistemi dışında hiç bir anket içinde bulunmadım. Yakınımda da seçim anketine katıldım diyeni duymadım. Karşılaşmamam bir olasılıktır ve olabilir.) kimi %50 şu alır kimi %50 bu alır dedi.
Sonuçta belirli standart denek seçme yöntemine, yani bir grubun maximum özellikleriyle temsil edildiği varsayılan kişiler anketin içine alındı. Peki bunlar kimdi? Daha doğrusu kim olması gerekiyordu?
1)Şehir merkezinde oturan grup,
A) Alt gelir grubu (varoşlarda oturanlar, kapıcılar)
B) Orta gelir grubu (Emekli, Çalışanlar)
C) Üst gelir grubu (Patronlar)
2)İlçelerde oturanlar
A) Alt
B) Orta
C) Üst gelir grupları
3)Köylerde oturanlar
A)Toprak sahipleri
B)Marabalar
4)Muhafazakarlar
A)Aşırı tutucular
a)Düşük gelirli
b)Yüksek gelirli
B)Gelenekçiler
a)Düşük gelirli
b)Yüksek gelirli
C)Kazanç elde etmek için muhafazakar görünenler
5)Yenilikçiler
A)Düşük gelirli
B)Yüksek gelirli
6)Üniversite okumuşlar ve okuyanlar
A)Özel üniversite okumuşlar
a)Paralı okuyanlar
b)Burslu okuyanlar
B)Yurt dışı eğitim almışlar
C)Devlette okumuşlar
D)Mezun işsizler
E)Mezun çalışanlar (Bunlar içinde kendi mesleğini yapanlar ve yapmayanlar, yüksek gelir elde edenler, etmeyenler)
7)Lise ve Yüksek okul mezunları
A)Kolej mezunları
B)Devlet okulu mezunları
C)İşsizler
D)Çalışanlar (Mezun çalışanlar için geçerli kırımlar bunlar içinde geçerli)
8)Parti üyeleri
9)Bayanlar
10)Erkekler
vs. vs.
Sonuçta bu liste uzadıkça sonuca en yakın tahmini yapmak standart sapma değerleri de içine alındığında daha fazla mümkün olması gerekirdi. Ama gördüğüm kadarıyla bunu başarabilmiş kimse yok. Seçim öncesinde ahkam kesiyorlar, insanlara yön veriyorlardı. Başarısız oldular ne oldu hiç birşey bedeli var mı hayır kesinlikle yok. Diyebilirizki ama bundan sonra tahminlerinin güvenilirliği kalmaz ve zor müşteri bulurlar. Hayır kesinlikle olmayacak derim. Biz unutacağız başarısızlıkları sadece firmaların isimleri kalacak hafızalarımızda.
Seçimden sonra bir firma yaklaşık 1800 denek üzerinden araştırma yaptıklarını söyledi. Yukarıda ilk aklıma gelenleri saydığım kırılımla 64 grup (8'e kadar olan kırılımların bayan ve erkeği olabileceği için) buldum grup başına 28 denek oluyor. Seçimde 48 milyon kişinin %80 katılımla oy verdiğini düşünürsek, 28 denek 600 000 kişiyi temsil etmekte. (Ayrıca şahısların yukarıdaki özelliklerden 1 kaçını aynı anda sağlama ihtimali de var.)
Yorum ve değerlendirme sizin
Gülümseten
Günlerden birgün bir adam bir kadina 'benimle evlenir misin?' diye sordu, kadin 'hayir' dedi.
Ondan sonra da kadin mutluluk içinde yasadi, aliverise gidebildi, arkadaslariyla şarap içebildi, her zaman temiz bir evi oldu, kimsenin arkasını toplamadı; hiçbir zaman yemek pisirmesi gerekmedi, her zaman ayakkabilarla dolu bir gardrobu oldu ve zayıf kaldı........
Yazıyı yazanların ellerine sağlık.
Su ve Hava

Konumuza geçelim,
Birkaç yıl önce genç bir arkadaşımla sohbet ederken kullandığım bir tabir vardı. (Çevremdeki fiziksel olayları gözlemleyerek elde ettiğim.) Ona dedim ki "HAVA'NIN İÇİNDE SU OLMA, SUYUN İÇİNDE DE HAVA OLMAYA ÇALIŞMA" çünkü her iki durumda da bütünden atılırsın. Pek tabi ki bu durumda diyebilirsiniz, HAVA'nın içinde SU buharı var, SU'yun içinde de (genel bir yanılgı olan oksijen'e hava deriz.) HAVA var. O zaman bu tabir ne kadar doğru?
Benimde size cevabım şu olacaktır. Dikkat ederseniz şartlarda meydana gelen herhangi bir değişiklikte HAVA içindeki SU'yu, SU içindeki HAVA'yı bırakır. Sadece herhangi bir şey o andaki durumun değişmesini sağlayacak şekilde gelişmezse içerisinde kalırsınız. Şartlarda değişiklik oldu mu mutlaka ana kütle sizi dışarıya atacaktır. Atıldıktan sonrada yeri gelir siz kendinize benzeyen ana kütleye ulaşırsınız (eğer şanslıysanız) ya da yok olur gidersiniz.
HAVAnın içinde SU iseniz= size su buharı
SUyun içinde HAVA iseniz= Size çözünmüş oksijen diyeceklerdir.
Hiçbir zaman bütünün kendi adıyla anılamayacaksınız. Bu benim umurumda değil diyorsanız, o zaman bende, "Hayatınız boyunca bunun umrunuzda olacak şartlarla karşılaşmamanızı dilerim" derim.
(Resim vikipedia'dan)
Misket=Gulle
Çocuklukta oynanan, büyüdükçe oynanmak istenen ama bir türlü kendimize yakıştıramadığımız oyunlardan bir grubu, Misket veya bizim buralardaki adıyla Gulle'yle oynanan oyunlardır. (Zehir, beş kuyu, baş vb.)
Oyuna başlamak için, Gulle, içine konulacak bir cep ya da bezden bir torba, arkadaş (kayıp ya da kazancın yaşanacağı ve paylaşılacağı) ve uygun düz bir zemin gereklidir .
Saat yoktur buluşmak için. Bir kaç tane şartı (ödevler bitecek, yemekler yenecek, mevsime göre giyinilecek vb. ) yerine getirdiniz mi grup toplanır ve oyuna başlanır.
İlginçtir ki bu oyunda da her yiğidin ayrı bir yoğurt yemesi vardır. Nasıl mı? bir kaç tane örnek vereyim.
Kimisi Gulle'yi orta parmağının üstüne koyar, baş parmağıyla sıkıştırır, orta parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Kimisi, avucunu yumruk gibi yapar, Gulle'yi baş parmağı ve işaret parmağının arasına koyar, avucunun dışını yere bakacak şekilde, baş parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Ve bir başkasıda baş parmağı ve orta parmağının arasında tutarak kol kuvetiyle atar.
Benim hatırladığım bu üç tutuş şeklide oyunun kurallarına uygundur. (Kazanmak için her yol mübah değildir çünkü oyundan atılırsınız ve ertesi gün sizinle kimse oynamak istemeyecektir.) Amaç tektir. Kazanmak. Daha fazla gulle sahibi olmak.
Anneniz ve babanız size söylemez nasıl tutacağınızı. Görürsünüz denersiniz ve size en uygun pozisyonu bulursunuz.
O zaman diyebilir miyiz? Hayatı nasıl tuttuğunuz önemli değil, sonuçta ulaşmak istediğiniz kazancı yapıyor olmanız önemlidir diye.
Cevap hepimizin içinde saklı. Yine herkes kendi cevabını verecektir.
ELLER
Yıllar önce bir tartışmada, ressamların yaptıkları tablolarda, elleri istedikleri pozisyonda yerleştiremediklerini gördüğümü ve bunun neden yapılamadığını bir türlü anlayamadığımı belirtmiştim.Tabloyu çizen EL di. Ve kendisini yerleştiremiyordu içine. İnsan beyni hergün onlarca pozisyonda gördüğü EL' e hükmedip tablonun içine kendisini yerleştirmesini sağlayamıyordu. Akıl almaz bir sırmış gibi geliyordu bana.
Ancak yandaki ALBRECHT DURER'in (1471 - 1528) ELLER (HANDS) adlı resmini gördükten sonra bunun akıl almaz bir sır değil yeteneksizlik olduğunu keşfettim.
Hikayesi birçok yerde farklı anlatılıyor, bence önemli olan hangisinin doğru olduğu değil, böyle mükemmel bir yeteneğin varolmuş olması.
SİZ, Sen ve Siz
Bu film çekildiğinde babam 20 li yaşlarının sonlarında, annem ise ortalarında olduğu dönemler. İkisi acaba bu filmi hangi yazlık sinemada ve kaç kuruşluk leblebi, çekirdek yiyor ve hangi meşrubatı yudumlarken seyrediyorlardı. Alaska Frigo var mıydı? Bu orta yaş bunalımı olsa gerek. Merak işte.
Anlatmak ve paylaşmak istediğim, Filmin Hikayesi veya Annem ve Babamın ne yiyip içtikleri de değil.
Eski filmlerde özellikle diyaloglarda yaşayan ayrı bir dil vardı. Daha çok hatırladığımız - NAYIR - NOLAMAZ gibi duygu yüklü, söyleyenin maddi ve manevi çöküntünün içinde sarfettiği kelimeler ve karşı tarafın - FAKAT NEDEN BU KADAR ÜZÜLDÜNÜZ Kİ KUZUM? BİLİYORSUNUZ BİZ AYRI DÜNYALARIN İNSANLARIYIZ vb...devam eden cümleler.
Bu filmlerde asıl benim dikkatimi çeken, bugün pek çoğumuzun kullanmadığı SİZ kelimesi veya -NUZ, NİZ vb. son ekler. İngilizce' deki YOU' nun karşılığı. (SEN veya ÇOĞUL SİZ değil.) Kibarlığın, Saygının ve Sevginin SİZ'i.
Artık çekindiğimiz veya korktuğumuz birine karşı kullanıyoruz. İşimizi kaybetmekten, anlaşmayı yapamamaktan ve her ne olursa olsun görece kazanımlarımızı kaybettirme gücü elinde olanlara karşı kullanıyoruz. Saygı duyduğumuzu göstermeye çalışıyoruz. Karşımızdaki de bizim saygımıza layık olduğunu düşünüyor. Aslında tamamen kandırmaca.
Sonuç olarak neden kullanmadığımızı veya kullandırılmadığını bilmiyorum. Belki artık Kibarlık yumuşaklık, Sevgi ve Saygı'nın başka dünyaların kavramları olduğunu düşündüğümüzden kullanmıyoruz.
Sanırım SEN gibi sözlüye kaldıran (okul yıllarımızın kabusu) veya hedef gösteren kaba bir kelimenin yerine,
Kibarlığın = Şahsınızın zerafeti
Saygının= Gösterişi
Sevginin = Muhteşemliği ni barındıran SİZ' i kullansak
Savaşları bitirmez ama biraz daha keyifli sohbetler yaşamamızı sağlar diyorum.
Tabiki
Nasıl İsterseNİZ
Oyun
Hem çocuğunuza hemde kendinize küçük bir dal parçası (10-15 cm) alın. Derede başlangıç ve bitiş çizgisi belirleyin. 1,2,3 diyerek dalları suya atın. Bitiş çizgisine ilk önce hanginizin dalı ulaşacak bakalım. Çocuğunuzla birlikte dalların yanından koşturmayı unutmayın. (Çocuklar hareket etmeden hiçbir oyundan uzun süre zevk almazlar.)
Küçük bir tavsiye kimi zaman erken atın çoğu zamanda geç atın dalı çocuğunuz farketmeden. Çoğu zaman o kazansın ama arada bir de kaybetsin. Böylece hayata bir nebze olsun alıştırmış olursunuz.
Gri bir renk değil

Biz Milyonlarla Doğduk
Hayırlı Uğurlu Olsun
Uzun zamandır yapmayı düşünüpte herşeyde olduğu gibi bir türlü odaklanamadığım internet üzerinden yayınlarıma bu blogla başlıyorum.
Benim olan bu alanda herkesin hayatından bir kesit bulunacağını belirtmek isterim.
Neler mi olacak?
Baba - Anne - Çocuk çekirdek aile ilişkileri
Daha Fazla Kazanma Yöntemleri (DFKY)
Haberler hakkında yorumlar
Aktiviteler ve bunların sonuçları
Hayattan beklentiler
Tecrübeler
Duyduklarım, gördüklerim, tahminlerim
Gözün gördüğü, gönlün istedikleri
Yeri gelecek kahve masasında vatanı kurtaracağım, arada bir okeyi çekip atacağım, arada bir çift okeyle kaybedeceğim.
Yani herkesin anlayacağı birşey hayatı nasıl yaşıyorsam onları anlatmaya çalışacağım.
Hayırlısı ne ise o olsun


