

Son günlerde eurosport'ta snooker izleyerek harcıyorum zamanımı. Çok zekice tasarlanmış bir oyunmuş onun farkına vardım. Her gün birkaç maç izlemeye çalışıyorum.
Bu gece John Higgins ve Mark Selby'nin, 13-12 Higgins'in galibiyeti ile sonuçlanan çeyrek final maçını seyrettim.
Yıllarca satrancın bir zeka oyunu olduğu fikriyle ezberlerimize yerleştirilen düşünceyle, bu gece bu maçı seyrederken oldukça savaştım. Evet satranç bir zeka oyunu insan zekasını geliştirdiği kabul edilmiştir. Peki Snooker nedir?
Bir bilardo oyunudur. Topların puanları ve oyunun kuralları birçok sitede anlatılıyor. Bende öğrendiklerimle biraz anlatayım. 15 kırmızı (her biri 1 puan), Siyah (7 puan), Pembe (6 puan), Mavi (5 puan), Kahverengi (4 puan), Yeşil (3 puan) ve sarı (2 puan) olmak üzere puanlandırılmıştır. Topların masaya dizilimi üstteki gibidir. Oyuncu oyuna ıstakasıyla beyaz topa vurarak, beyaz topu kırmızı toplara vurdurmasıyla başlar. Kırmızı topu deliğe atan devam eder ve arkasından bir renkli top atmak zorundadır. Kırmızı toplar deliklerde kalırken renkli toplar tüm kırmızılar bitene kadar çıkartılır ve kendisine ait olan başlangıç noktasına konur. Eğer başlangıçtaki yeri başka bir top tarafından kapanmışsa. Masa da boş olan en büyük puanlı yerine konur. Amaç beyaz top aracılığıyla masadaki bütün topları deliklere atarak fazla sayı almaktır.
Tenisteki setlere benzer bir oyun sistemi var. Yukarıda bahsettiğim 13-12 lik skor da masa 25 defa aynı şekilde dizildi. Bunların her birine Frame adı veriliyor. Bir çeşit set. Oyuncu her bir frame de rakibinden daha fazla sayı almaya çalışıyor. Bir frame de tek ıstakada alınabilecek maksimum sayı 147. dolayısıyla rakibinizin sizin sayınıza ulaşamayacağı bir sayıya ulaştığınızda o frame noktalanmış oluyor. Topunuzla sırası olan topa vuramadığınız zaman renkli top veya kırmızı ise en az dört puan olmak kaydıyla ceza puanını ve sıranızı rakibe veriyorsunuz. Daha bir çok kural var anlatacağım. Ama ben farklı bir tarafa bakacağım.
Oyunda en fazla sayıyı almak önemli olduğu kadar rakibinize de sayı alabilecek pozisyon bırakmamanız veya hata yapmasını sağlamanız da önemli. Onun için satrançtaki gibi her bir hamlenizde ilk önce sayı almayı düşünüyorsunuz. Daha sonra beyaz topu bir sonraki en iyi hamleyi yapabilecek konuma getirmeniz gerekiyor. Olası bir topun sayı olmaması durumunda da rakibinize uygun pozisyon kalmayacak şekilde de plan yapmanız gerekiyor.Tüm bunlar Fiziğin temel kurallarından biri olan İMPULS - MONENTUM' uygun olarak elinizde bir ıstaka yardımıyla yapıyorsunuz.
Yani siz ıstakaya yön veriyor ve kuvvet uyguluyorsunuz, O gidip beyaz topa diyor ki, sen burdan karşıdakinin sağına (veya soluna) şu şiddette git vur, daha sonra ilerdeki topun pozisyonuna göre en uygun yerinde dur. Ve bu gece seyrettiğim oyuncular bunu o kadar güzel uyguladılarki. Televizyon spikerinin söylediği gibi nakış işler gibi masayı işliyorlardı.
Satranç, 64 kare, 16 sizin ve 16 rakibinizin olmak üzere ve değişik hareket kabiliyetleri ile bir tahta üzerinde minyatürlerle oynanan ve milyonlarca olasılık olan bir oyuna zeka oyunu diyorsak. Masa üzerinde 22 topla oynanan sonsuz eğri üzerinden hareketle sonsuz olasılığın olduğu SNOOKER'a ne dememiz lazım. Sadece bir tür bilardo oyunu mu? İzleyin lütfen ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.
Yıllarca spor programı yapıyoruz diye bizleri futbol hastası yapan televizyon programcılarına da ayrıca yazıklar olsun diyorum. CURLING'ten de ilerde bahsedeceğim.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder