Bu dönemlerde aslına bakarsanız sıkıntılı günler geçirmekte insanlar. Bir krizdir tutturulmuş gidiyor. Ama ben başka birşey paylaşacağım.
Çocuklukta oynanan, büyüdükçe oynanmak istenen ama bir türlü kendimize yakıştıramadığımız oyunlardan bir grubu, Misket veya bizim buralardaki adıyla Gulle'yle oynanan oyunlardır. (Zehir, beş kuyu, baş vb.)
Oyuna başlamak için, Gulle, içine konulacak bir cep ya da bezden bir torba, arkadaş (kayıp ya da kazancın yaşanacağı ve paylaşılacağı) ve uygun düz bir zemin gereklidir .
Saat yoktur buluşmak için. Bir kaç tane şartı (ödevler bitecek, yemekler yenecek, mevsime göre giyinilecek vb. ) yerine getirdiniz mi grup toplanır ve oyuna başlanır.
İlginçtir ki bu oyunda da her yiğidin ayrı bir yoğurt yemesi vardır. Nasıl mı? bir kaç tane örnek vereyim.
Kimisi Gulle'yi orta parmağının üstüne koyar, baş parmağıyla sıkıştırır, orta parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Kimisi, avucunu yumruk gibi yapar, Gulle'yi baş parmağı ve işaret parmağının arasına koyar, avucunun dışını yere bakacak şekilde, baş parmağının yaylanma gücünden faydalanarak atar.
Ve bir başkasıda baş parmağı ve orta parmağının arasında tutarak kol kuvetiyle atar.
Benim hatırladığım bu üç tutuş şeklide oyunun kurallarına uygundur. (Kazanmak için her yol mübah değildir çünkü oyundan atılırsınız ve ertesi gün sizinle kimse oynamak istemeyecektir.) Amaç tektir. Kazanmak. Daha fazla gulle sahibi olmak.
Anneniz ve babanız size söylemez nasıl tutacağınızı. Görürsünüz denersiniz ve size en uygun pozisyonu bulursunuz.
O zaman diyebilir miyiz? Hayatı nasıl tuttuğunuz önemli değil, sonuçta ulaşmak istediğiniz kazancı yapıyor olmanız önemlidir diye.
Cevap hepimizin içinde saklı. Yine herkes kendi cevabını verecektir.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder