Yarış

Yıl 1984;

Oturduğumuz sitede o dönem ki arkadaşlarımızla koşu yarışları yapıyoruz. Her birimizin farklı özellikleri var. Kimimiz kısa mesafede iyi kimimiz uzun mesafede.

Ben oldukça başarılı bir sporcuydum sitede. O dönem ki bütün atletizm müsabakalarını TRT sayesinde seyretme şansına sahiptim.

Taş atma, sopayla yüksek atlama, yüksek atlama, 100 mt. engelli, engelsiz, Site etrafında maraton vb. tüm bunlarda madalya (taşla ezilmiş gazoz kapağı) sıralamasında (ilk 2 de) daima olurdum.

Aklımdan hiç çıkaramadığım bir sahne vardır o günlerden geriye kalan. Uzun mesafe koşulardan birinde. Yarışın son metrelerinde öndeydim. Geriye dönüp baktığımda Hikmet'in kıpkırmızı ve oldukça mutsuz bir yüzle beni takip ettiğini gördüm. O anda karar verdim. Rahat gelmiştim yarışın sonuna. Bu rahatlık bende yarışı kazanmayı haketmediğim düşüncesi yaratmıştı. Durdum Hikmet geldi ve sen hakettin dedim ve beni geçmesine izin verdim. Hikmet 1. olmuştu. Ben 2. sonrası oldukça gerilerden gelenler.

Şimdi düşünüyorumda o yarışı ben haketmiştim. Hikmet 2. olmalıydı. Doğal olana karşı gelip. Zayıfı öne taşımıştım. O günden bu yana da evren daima aynı sonuçla karşılaştırıyor beni. Zayıfları her şekilde öne taşıyorum.

Onlar bana yetişemiyorsa, ben duruyorum.

Hiç yorum yok: